Arşiv | İletişim Kuramları RSS feed for this section

İLETİŞİM KURAMLARI ÜNİTE 3

7 Nis

İLETİŞİM KURAMLARI ÜNİTE 3

GİRİŞ   

Günümüz toplumlarının kültürünün bir parçası ve sonucu olarak, kurumsal anlamda iletişim içerikleri üreten örgütlü yapılar çok önemli bir yer tutmaktadır. Televizyon, gazete, dergi, radyo, sinema, internet içerikleri ve yüz yüze iletişimde karşılaşılan diğer insanlar, birbirleri için birer ileti/mesaj kaynağı olmaktadır.

İLETİŞİM SÜRECİ: TANIMI VE ÖGELERİ

İletişim en genel anlamda, belirli tarihsel ve toplumsal koşullar altında, belli amaç ve beklentiler doğrultusunda, insanlar arasında veya örgütlü kurumsal yapılardan geniş insan topluluklarına doğru mesaj akışı veya alış verişine dayalı olarak enformasyon, fikirler ya da tutumların paylaşılması sürecidir.

İletişim süreci, bir bilgi kaynağından (gönderici) hedefteki bir alıcıya mesaj göndererek onda bir bilgi, düşünce ve davranış değişikliği yaratmayı hedefler.

Mesaj alış verişi olmadan insanlar arasında ne iş bölümü ne de işbirliği sağlanabilir.

İLETİŞİM TİPLERİ

•Kendi Kendine İletişim                                        •Kişilerarası İletişim                         1

•Grup İletişimi                                                     •Kitle İletişimi

Kendi Kendine İletişim

En yalın iletişim hâli kişinin kendi kendisiyle konuştuğu (düşündüğü) kendi kendine iletişimdir.

Kişilerarası İletişim

İletişim sürecine katılanların sayısının sınırlı olduğu (iki ya da üç ve belki daha fazla); iletişime katılanların aynı mekânlarda bulunduğu ve iletişim kurmak için herhangi bir teknik araca başvurulmadığı ve daha çok yüz yüze iletişimin gerçekleştiği durumlara, kişilerarası iletişim denmektedir.

Grup İletişimi

Bir başka iletişim tipi ise iletişim sürecine katılanların sayısının bir grup oluşturacak şekilde belli bir büyüklüğe ulaştığı ve hâlâ yüz yüze iletişimin kullanıldığı (yani iletişim için belli teknik aygıtın kullanılmadığı) durumlara ise grup iletişimi (intra-inter group communication) denir.         8

Buraya kadar olan iletişim tiplerinde iletişimde bulunan insanlar arasında zaman ve mekân birliği bulunur. Yani belli sayıdaki insan aynı zamanda ve mekânda bulunarak birbirleriyle iletişime geçerler.

Kitle İletişimi

Bir başka iletişim tipi ise kitle iletişimi denilen iletişim tipidir. Kitle iletişiminin en temel özelliği, kitle denilen birbirlerinden mekân olarak ayrı, geniş insan topluluklarına, radyo, televizyon, sinema, gazete, dergi, internet gibi kitle iletişim araçları kullanılarak profesyonel iletişimciler tarafından üretilen ve kitlesel olarak dağıtılan mesajlar yoluyla iletişim kurulmasıdır.

–Kitle iletişiminin en önemli özelliği, iletişimsel sürecin, kitle iletişim araçları denilen teknolojik aygıtlara dayanmasıdır.

Özetle, kitle iletişimi, profesyonel insanlar tarafından, endüstriyel bir yapı içerisinde oluşturulan mesajların, teknolojik aygıtlar aracılığıyla, mekânsal olarak uzaklardaki,eğitim, gelir, yaş ve cinsiyet açısından farklı kitlelere ulaştırıldığı, etkileri ve sonuçları açısından karmaşık bir süreçtir.         7

İLETİŞİMİN ÖĞELERİ

•Kaynak (Source)                                        •İleti/Mesaj (Message)

•Kanal (Channel)                                         •Alıcı (Receiver)                                       2  

•Geribildirim (Feedback)                              •Gürültü

Kaynak (Source)

İletişim bilimlerinde kimi zaman gönderici/iletişimci/kodlayıcı olarak da adlandırılan kaynak, iletişim sürecini başlatarak belli bir enformasyonu, düşünceyi ya da tutumu bir başkasıyla ya da başkalarıyla paylaşan kişidir.

İleti/Mesaj (Message) 

İletişim sürecinin kaynaktan sonraki bir diğer temel öğesi ileti ya da mesajdır. İleti ya da mesaj, kaynağın bir başkasıyla paylaşmaya çalıştığı, enformasyon, fikir ya da düşüncedir.

Kanal (Channel)

Kanal, kaynak tarafından gönderilen mesajın/iletinin içinden geçtiği yoldur. 

Alıcı (Receiver)

İletişim bilimlerinde hedef, okuyucu, izleyici,  kod açıcı olarak da tanımlanan alıcı, kaynak tarafından kendisine gönderilen mesajı alan kişi ya da kişilerdir.

Geribildirim (Feedback)

İletişim sürecinin bir diğer öğesi de geri bildirimdir. İletişim sürecinde alıcı eğer kaynağın gönderdiği mesaja bir cevap ya da gözlemlenebilen bir tepki veriyorsa o zaman iletişimin bir diğer öğesi olan geri bildirimden bahsedilebilir.

Eğer geri bildirim süreci işlerse kaynak, gönderdiği iletinin alıcı tarafından doğru şekilde anlaşılıp anlaşılmadığını görme şansına sahip olur. Böylece iletişim süreci kaynak açısından daha sağlıklı bir şekilde işler. Geri bildirim farklı şekillerde gerçekleşir. Bu, doğrudan mesaja verilecek sözlü bir yanıt olabileceği gibi bir jest veya mimik yahut vücut hareketiyle de ortaya konulabilir. Bu daha çok yüz yüze olan kişiler arası iletişimde gerçekleşir. Kitle iletişiminin geri bildirim boyutu genellikle işlemez ya da son derece zayıftır. Kitle iletişiminde mesaj bir kez dağıtıldığı için iletilerin oluşturulmasında genellikle çok dikkatli olunmalıdır. Kitle iletişiminde geri bildirim yolları mevcut olsa da bu zaman açısından gecikmeli olabileceği gibi geri bildirimde bulunanların sayısının da oldukça sınırlı olacağı açıktır.

Gürültü

İletişimin çok önemli öğelerinden birisi de gürültüdür. Gürültü genellikle kaynak tarafından gönderilen mesajın alıcı ya ulaşmasını engelleyen ya da mesaj alıcıya ulaşsa bile onun tarafından doğru anlaşılmasını engelleyen bir öğedir.          

Yukarıda açıklanan iletişim öğeleri genellikle iletişim sürecinin olmazsa olmaz öğeleri iken, gürültü genellikle iletişim sürecinin istenmeyen öğesidir. Çünkü gürültü, iletişim sürecinin işlemesi için gerekli bir öğe olmayıp daha çok iletişim sürecini kesintiye uğratan ve mesajın başarılı bir şekilde alıcıya ulaşmasını engelleyen olumsuz bir öğedir.                                 3

//Yüz yüze ilişkiye dayanan kişilerarası iletişimde alıcının kaynağı dinleyip dinlemediği ya da mesajı anlayıp anlamadığı jest, mimik ve beden hareketlerinden ya da vereceği sözlü karşılıktan anlaşılabilir.

İletişim sürecinde kullanılan iletişim kanallarından, mesajın anlam yapısından ve alıcının psikolojik koşullarından kaynaklı olarak üç türlü gürültü öğesinden bahsedilebilir.

•Kanal Gürültüsü                                         • Anlamsal Gürültü                                   •Psikolojik Gürültü

Kanal Gürültüsü: İletişim sürecinde kanaldan kaynaklanan gürültü genellikle iletişim sürecine dışarıdan dahil olan bir öğedir.

Anlamsal Gürültü: Alıcı, kaynağın gönderdiği mesajı aldığı zaman onu açık ve düzgün bir şekilde yorumlayamıyorsa, böyle bir durumda anlamsal gürültüden bahsedilebilir. Kaynak mesajı gönderdiğinde alıcı mesajı alıyor fakat mesajda ne denilmek istediğini anlayamıyorsa, burada anlamsal gürültü devreye girmektedir.

Psikolojik Gürültü: Eğer kaynak tarafından gönderilen mesajlar, alıcının iç dünyasında yer alan faktörler tarafından yanlış anlamalara yol açıyorsa, psikolojik gürültüden bahsedilebilir.

Psikolojik gürültü faktörünün altında psikolojik tutarlılık anlayışı vardır. Buna göre, her insanın psikolojisi kendi içerisinde tutarlıdır.                           4

Psikolojik gürültü faktörlerinin önceden bilinmesi, kaynağa başarılı bir iletişim kurma konusunda avantaj sağlar.

PSİKOLOJİK GÜRÜLTÜ SAYILABİLECEK DURUMLARIN ORTAYA ÇIKMASINI SAĞLAYAN ÜÇ DAVRANIŞ BİÇİMİ VARDIR. Bunlar; seçici maruz kalma (selective exposure), seçici algılama (selective perception) ve seçici hatırlamadır (selective retention).

Seçici Maruz Kalma: İnsanlar, kendi inanç ve düşünceleriyle çelişenlerden ziyade onları pekiştiren fikir ve düşüncelere kendi kendilerini maruz bırakırlar.

Seçici Algılama: İkinci bir psikolojik gürültü türü seçici algılamadır.  Psikolojideki bu anlayışa göre insanlar, kendi görmek, duymak ve inanmak istediklerini görür, duyar ve ona inanır.

Seçici Hatırlama: Alıcı konumundaki insanların, kendilerine gelen mesajlara karşı savunmacı bir psikolojik gürültü öğesi yaratmalarının üçüncü şekli seçici hatırlamadır. İnsanlar genellikle kendi inanç ve düşünceleriyle çelişenden ziyade, onları destekleyen bilgi ve mesajları daha çok hatırlama eğilimindedirler.

//Dışarıdan herhangi bir kaynak tarafından kendisine gönderilen mesaj, alıcının bu dengesini bozma potansiyeli taşıyorsa, böyle bir durumda alıcı kendi iç tutarlılığını koruyacak savunma mekanizmaları geliştirir.

//Mesaj oluşturulurken kullanılan sembollerin doğrudan sözlük anlamlarından ziyade, kültürel olarak çağrışımsal yan anlamlara sahip olduğu durumlarda anlamsal gürültünün ortaya çıkma ihtimali daha fazladır.

//Siyasal seçim kampanyaları döneminde de seçmenler, rakip partinin liderinden ziyade kendilerinin oy verdiği parti liderini görmek, onun açıklamalarını okumak ve dinlemek isterler.

 

İLETİŞİM SÜREÇLERİNE İLİŞKİN İLK KURAMLAR VE MODELLERİ 

İletişim alanında yapılan ilk çalışmalar, 20. yüzyılda savaş koşulları altında yapılmıştır. O dönemde yapılan çalışmalar ve yaşanılan olaylar, iletişim süreçlerinin insanlar üzerinde çok güçlü bir etkisi olduğu yönünde bir anlayışın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bundan dolayı iletişimle ilgili ilk dönem araştırmalarda, iletişimin bir göndericiden alıcıya doğru mesaj aktarımı olduğu yönündeki çizgisel anlayış ortaya çıkmıştır. Psikoloji ve sosyal psikoloji alanında yaşanan gelişmeler, insanların kendilerine bir uyarıcı etki ettiği zaman, o uyarıcıya karşı bir tepki verdiklerini ortaya koymuştur.

Buna göre, iletişim alanındaki ilk gelişmeler de uyarıcı-tepki denilen basit ve işlevsel bir modele dayanır.    5

Uyarıcı–Tepki Modeli

Pek çok eksikliklerine rağmen bu model, iletişimin en temel modelidir. Bu model, ister yüz yüze iletişime, isterse kitle iletişimine uygulansın, özü çok fazla değişmez.

Uyarıcı tepki modeli iletişim çalışmalarında özellikle kitle iletişimi konusunda yapılan araştırmalarda “hipodermik iğne”, “şırınga”, “sihirli mermi modeli” gibi farklı adlarla da anılır. Bu terimlerin hepsi tamamen benzetme amaçlı kullanılmıştır.

//Uyarıcı-Tepki Modeline göre insanlar, iletişim süreçlerinin (gerek yüz yüze gerekse de kitle iletişiminin) insanların tutum ve davranışları üzerinde etkili olduğu varsayımına dayanır.

Uyarıcı-Tepki Modelinin ya da hipodermik iğne modelinin iletişim süreçlerine uygulanmasının kuramsal ve yorumsal çerçevesinin siyaset bilimci Harold Lasswell’e ait olduğu görüşü yaygındır. Lasswel’in bu yaklaşımı geliştirmesinde I. Dünya Savaşı sırasında uygulanan propaganda teknikleri etkili olmuştur. Burada özellikle iletişimde gönderilen mesajların, alıcıları anında ve doğrudan etkilediği anlayışı ortaya çıkmıştır.

 

     TEPKİ

 

   UYARICI

 

                                             Şekil.1. Uyarıcı-Tepki Modeli

Bu anlayış iletişim sürecine uygulandığında ortaya iletişimin en basit ve en genel modeli olan aşağıdaki çizgisel süreç ortaya çıkar.

                                                               

                                            Şekil 3.2: Çizgisel İletişim Modeli

 

Bu süreçte kaynağın gönderdiği ileti doğrudan alıcıya ulaşır ve alıcıyı etkiler. Bu modele göre mesaj alış verişinde herhangi bir sorunla karşılaşılmaz.

Ancak özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan araştırmalarda, iletişim süreçlerinin uyarıcı-tepki modelinde olduğu gibi, doğrudan ve anında bir etki yaratmadığı; medyanın ve iletişimsel süreçlerin etkilerinin dolaylı ve uzun dönemli olduğu ve araya başka faktörlerin (psikolojik, kültürel, sosyal, teknolojik) girdiği görülmüştür.

//Uyarıcı-Tepki Modeli, insanları kitle toplumunun bir bireyi olarak kabul etmiş, yani birbirleriyle iletişim kurmayan, birbirlerinden yalıtılmış ve mesaj kaynağının yönlendirici etkisine tümüyle açık varlıklar olarak ele almış ve bu yaklaşım kaynağa çok büyük bir güç atfetmiştir.

LASSWELL’İN GENEL İLETİŞİM FORMÜLÜ

Amerikalı bir siyaset bilimci olan Harold Lasswel tarafından geliştirilen ve iletişim araştırmaları sürecine uygulanan bu yaklaşımda iletişim süreci, bir kaynağın, bir iletişim kanalını kullanarak üzerinde belli bir etki yaratmak için bir alıcıya ya da alıcılara mesaj göndermesidir. Lasswell, bu yaklaşımı, kısaca “kim, kime, hangi kanalla ve hangi etki ile ne söylüyor?” sorusuyla formüle etmiştir.  Bu soru aynı zamanda iletişim konusunda araştırma yapacak olanların inceleme alanlarının sınırını da belirlemektedir.

İletişim sürecininin işlevleri açısından bakıldığında bütün iletişim süreçleri (I) çevrenin gözetlenmesi; (II) çevreye bir tepki olarak toplumun parçaları arasındaki bağlantının sağlanması ve (III) toplumsal mirasın kuşaklar arasındaki aktarımı işlevini yerine getirir.

//Bütün iletişim süreçleri iletişim yapısına ve iletişimin işlevlerine göre analiz edilebilir.

MATEMATİKSEL İLETİŞİM MODELİ 

İletişimi kaynaktan hedefe doğru bir mesaj akışı olarak gören çizgisel modeller içerisinde Enformasyon Kuramı, Matematiksel İletişim Modeli ya da Shanon ve Weaver Modeli olarak da bilinen model, önemli bir yer teşkil eder.

//Shanon ve Weaver  1940’lı yılların sonlarında geliştirdikleri iletişim modelini, kaynaktan hedefe doğru akan tek yönlü bir enformasyon (iletiler seti) olarak görürler.

Alınan

Bilgi kaynağı          Mesaj    Verici   Sinyal       sinyal    Alıcı    Mesaj    Hedef

 

Gürültü kaynağı

 

Şekil 3. Shannon ve Weaver’in Matematiksel İletişim Modeli

//Matematiksel iletişim modeli, hem yüz yüze iletişim süreçlerine hem de kitle iletişimine uygulanabilir. Örneğin yüz yüze iletişimde hem kaynak hem de alıcı birer insandır.

WILBUR SCHRAMM’IN İLETİŞİM MODELİ

Wilbur Schramm’a göre iletişim sözcüğü (communication), Latince  communis’ten yani ortak (-laşmak) sözcüğünden gelir. Buna göre iletişim, gönderici ile alıcının bir anlam üzerinde uyumlanma sürecidir.

İletişim süreci sonunda gönderici ve alıcının belli bir konuda benzer düşünce, tutum ve davranışa sahip olması temel hedeftir. Böylece iletişimin hem tanımı hem de öğeleri kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İletişimin gönderici ile alıcının aynı ileti üzerinde uyumlanma süreci olması neticesinde Gönderici—Mesaj—Alıcı şeklindeki çizgisel model oluşur. İletişimin üç temel öğesi, kaynak (gönderici), mesaj (ileti) ve hedeftir (alıcı).Kaynak bir kişi olabileceği gibi, bir iletişim kurumunda çeşitli programlar yoluyla, göndermek için mesaj oluşturan profesyonel bir iletişimci de olabilir.

 

 

 

 

Kaynak               Kodlayıcı               İşaret              Kod  açıcı                   Hedef-Kit

Şekil.4: Wilbur Schramm’ın İletişim Şeması

Kaynak, alıcıya iletmek istediği mesajı kodlar. Burada kodlama, mesajın uygun araçlara taşınabilmek için hazır hâle getirilmesidir.

//Kaynak konuşarak, yazarak ya da jest ve mimikleriyle mesaj gönderen bir kişi olabileceği gibi, radyo, televizyon, sinema, gazete, dergi gibi bir iletişim kurumunda çeşitli programlar yoluyla,  göndermek için mesaj oluşturan profesyonel bir iletişimci de olabilir.

//Wilbur Schramm’ın yaklaşımında iletişim, insanlar arasında dili kullanarak bir mesaj alışverişi sürecidir ve temel amacı bir konuda ortak bir düşünce,  bir görüş birliği oluşturmaktır.

 

 

 

           Kaynak     Kodlayıcı                     İşaret                  Kod  açıcı    Hedef-Kitle

 

                           Şekil .5: Wilbur Schramm’ın İletişim Şeması

Burada ortak izafet çerçevesi kullanılan dil ve onun gönderme yaptığı kültürel deneyimlerin benzerliğidir.

Wilbur Schramm’ın iletişim sürecine ilişkin yaklaşımı buraya kadar  G(önderici)—M(esaj)—A(lıcı) şeklinde çizgisel bir modeldir.

İşaretlerin taşıdığı anlamın gönderici ve alıcı için ortak olması anlamına gelen ortak izafet çerçevesi, iletişim etkinliklerinde önemlidir. Çünkü izafet çerçevesi alıcının, kendisine gönderilen mesaja nasıl bir tepki göstereceğini belirler.

 

Mesaj

 

Kodlayıcı                                                                        Kod açıcı

Yorumlayıcı                                                                     Yorumlayıcı

Kod açıcı                                                                     Kodlayıcı

 

Mesaj

 

 

Şekil .6: Schramm’ın Geribildirim Süreci Eklenmiş Yüz Yüze İletişim Modeli

OSGOOD’UN (VE SCHRAMM’IN) DÖNGÜSEL İLETİŞİM MODELİ

C. E. Osgood’un geliştirdiği ve Schramm’ın da katkıda bulunduğu bu iletişim modeli, Schramm’ın yukarıda aktarılan ilk baştaki çizgisel modelinin geliştirilmiş ve dairesel bir yapı kazanmış hâlidir. Osgood’un modeli Schramm’ın  modelinin aslında en gelişmiş hâlidir.

Buna göre ;Gönderici Mesaj Alıcı modeline aynı şekilde tersten bir ekleme yapılarak gönderici ve alıcının rollerinin sürekli değiştiği bir mesaj alış verişine dönüştürülmüştür: Kaynak hem gönderici hem de alıcı, alıcı ise hem hedef hem de kaynak rolündedir. Böylece iletişim süreci her ikisininin de (yani kaynak ve alıcının) hem kodlayıcı hem yorumlayıcı hem de kod açıcı pozisyonlarında bulunduğu döngüsel bir süreçtir.Osgood (ve Schramm’ın) bu modeli şu şekildedir:

Mesaj

Kodlayıcı                                                                                Kodaçıcı

Yorumlayıcı                                                                          Yorumlayıcı

Kodaçıcı                                                                               Kodlayıcı

Mesaj

  Şekil 8: Osgood’un (ve Schramm’ın) Dairesel İletişim Modeli

Bu model çizgisel iletişim modellerindeki kaynak ve alıcının rollerini değişken hâle getirerek yani göndericiyi hem gönderici hem alıcı alıcıyı da aynı zamanda gönderici hâline getirerek iletişimin çizgisel yapısını dairesel bir hale getirir.

//Bu modelde kaynak hem gönderici hem de alıcı, alıcı ise hem hedef hem de kaynak rolündedir.

DANCE’IN SARMAL İLETİŞİM MODELİ

Dance, doğrusal (çizgisel) iletişim modellerinin ve döngüsel modellerin iletişim sürecini açıklamakta yetersiz kaldığı görüşünden hareketle, kendisinin helezon sarmal iletişim modeli adını verdiği bir model geliştirir.  Çizgisel Model geri bildirime yer vermez.

Döngüsel modelde de iletişim başladığı noktaya geri döner.

//İletişim içerikleri iletişim sürecinin daha ileriki aşamalarındaki içeriğini etkiler. Dolayısıyla iletişim statik değil, dinamik yani değişken bir süreçtir.

Dance’ın modelinin en önemli özelliği hem iletişim sürecini hem de bu sürece katılanları dinamik, değişen ve gelişen ve genişleyen bir biçimde yani aktif olarak ele almasıdır.

DEFLEUR’UN İLETİŞİM MODELİ

DeFleur’un iletişim modeli aslında Shanon ve Weaver’in Matematiksel İletişim Modeli’nin geliştirilmiş hâdir.  DeFleur, Matematiksel İletişim Modeli’ndeki gürültü faktörünün yanında, sürece geri bildirimi de ekleyerek süreci çizgisel modelden döngüsel modele dönüştürmüştür. Burada önemli olan gönderici ve alıcının gönderilen mesajın anlamı üzerinde uzlaşmalarıdır.

Kitle medyası

 

Kaynak                             Verici                    Kanal                          Alıcı                              Hedef

                                                                   

                                                                         Gürültü

 

 Hedef                                  Alıcı                     Kanal                              Verici                         Kaynak

 

                                    Şekil 10. DeFleur’un İletişim Modeli

 

DeFleur’un bu modeli iletişim sürecini çizgisellikten çıkarıp dairesel bir biçime soksa da hiçbir zaman kitle iletişiminde tam bir geri bildirim sürecinin işleyeceğini garanti edemez

•İletişim insanlığın başından beri insanlığın var olmasını, iş birliğini, üretimi, paylaşımı ve kültürel aktarımı sağlayan önemli bir süreçtir.

Ancak bilimsel bir etkinlik alanı olarak iletişim süreçlerinin öneminin anlaşılması ve bu konuda sistematik araştırmalar yapılması 20. yüzyılda gerçekleşmiştir.

Özellikle başka bazı bilim dallarındaki ve teknik altyapıdaki gelişmeler, iletişimi ve kitle iletişimini olanaklı kılmıştır.  Bunun üzerinde iletişim süreçlerini açıklayan çeşitli araştırmalar ve yaklaşımlar geliştirilmiştir. İletişime ilişkin ilk yaklaşımlar, daha çok etki-tepki yaklaşımına dayalı açıklamalardır.

Bu yaklaşımın özü, canlıların kendilerine etki eden faktörlere bir tepki verecekleri yönündeki basit açıklamaya dayanır. Buna göre iletişim süreçleri de gönderici ve alıcı arasında basit bir mesaj alış veri süreci olarak görülmüştür. Bu bağlamda en temel modelGönderici-Mesaj-Alıcı şeklinde oluşmuştur. Fakat zaman içerisinde bu basit modelin iletişim süreçlerini açıklamada yetersiz kaldığı anlaşılmış ve iletişim sürecine gürültü, geri bildirim, sembol, ortak izafet çerçevesi gibi yeni faktörler eklenerek iletişim süreci çizgisel bir anlayıştan döngüsel bir yaklaşıma doğru evrilmiştir.

 

İlk modellerde kaynak ve alıcı birbirinden kesin olarak ayrılmışken, zaman içerisinde özellikle sürece geri bildirim faktörünün eklenmesiyle kaynak ve alıcının rolleri ve konumları değişken yani geçişli hâle gelmiştir. Dolayısıyla iletişim sürecinde her kaynak aynı zamanda alıcı, her alıcı da aynı zamanda (geri bildirim sayesinde) kaynak olarak görülmektedir.

•Yukarıda da belirtildiği gibi, Uyarıcı-Tepki Modeline dayanarak ortaya konan Kaynak-Mesaj-Alıcı şeklindeki çizgisel model, Lasswell, Shanon ve Weaver, Schramm, Osgood, Dance ve DeFleur gibi bilim adamlarının çalışmalarıyla gelişmiş;  ilk başlarda basit ve çizgisel  bir süreç olarak görülen iletişim olgusu, eklenen yeni öğelerle giderek daha karmaşık ve döngüsel bir model hâline gelmiştir. Bu yaklaşımlar sadece yüz yüze iletişimi açıklamak için değil, kitle iletişim süreçlerini açıklamak için de kullanılmıştır.

Ancak yüz yüze ve kitle iletişimi, mesaj üretimi ve dağıtımı, teknolojik aygıtlar ve alıcıların niteliklerinden dolayı birbirinden farklıdır ve bu modellerin her iki iletişim türünü de başarıyla açıklayıp açıklamadıkları konusu farklı ekollere ait iletişim araştırmacıları arasında tartışmalı bir konudur.

Ancak burada şunu belirtmekte yarar vardır. Özellikle yönetsel yaklaşımlar zemininde gelişen iletişim disiplini basit bir nedensellik modelinden, karmaşık bir etkileşim ve disiplinler arası bir sürece doğru gelişmiştir. Çünkü iletişim sürecini açıklamada mevcut modeller yetersiz kaldıkça, araştırmacılar modele yeni öğeler ekleyerek modeli zenginleştirmişlerdir. Eklenen öğeler sosyal, kültürel, psikolojik, teknolojik, ekonomik faktörlere dayanır.

Dolayısıyla tek bir bilim dalının yaklaşım ve yöntemleriyle açıklanamayacak kadar karmaşık olan iletişim hem teknolojiye hem de toplumsal öğelere dayandığı için disiplinler arası bir alandır.

İLETİŞİM KURAMLARI 2.ÜNİTE

7 Nis

İLETİŞİM KURAMLARI 2.ÜNİTE

GİRİŞ

Kitle iletişim araçlarının, bireylerin tüketim alışkanlıklarından, konuştukları dilin ve kullandıkları sembollerin oluşumuna, toplumda var olan şiddet düzeyinden, beden, sağlık,  güzellik gibi kavramlarla olan bağlantısına değin pek çok sorunsal, bu araştırmaların konularını oluşturur.

Kitle iletişim araçları yerel, ulusal, uluslararası düzlemde pek çok kültürel kodun bir diğerine aktarılmasında, bu kodların dönüşümünde yani kültürün biçimlenmesinde, kendimizi ve etrafımızı algılamamızda rol oynayan göz ardı edilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır.

İLETİŞİM NEDİR?

İletişim, insanın varlığını sürdürmesinin bir ürünü ve insanın varlık sürdürme biçimindeki gelişmelere göre değişimlere uğrayan insana özgü bir olgudur.

İnsanın kendi yaşamını anlamlı hâle getirebilmesi ancak kendini doğayla ve diğer bireylerle ilişki içinde görmesiyle mümkündür.

Mesaj alışverişinde, karşılıklı ilişkide, bilgi, düşünce ve tutumların belirli bir insan topluluğu içinde aktarılarak benzeşmesi ve birliğin sağlanması amaçlanır. Bu hâliyle iletişimi, “haberin, bilginin ya da daha genel anlamıyla kültürün insanlara/insan topluluklarına dağıtımı”  biçiminde tanımlayabiliriz.

Kitle iletişimi, kitle iletişim araçları yoluyla mesajların kitleye ulaştırılması sürecidir.          1   

KİTLE KAVRAMI

Kitle kavramı, toplumsal bakımdan farksız, heterojen, birbiriyle bağlantısız, sınıf, cinsiyet ve ırk bakımından kesin farklardan yoksun geniş bir nüfusu ifade eder

Kamular, sanayi devrimi sonrasında ekonomik ve toplumsal gelişmeler sonucu ortaya çıkmıştır.

18. yüzyılda Avrupa’daki gelişmeler toplumsal yapıda değişime neden olmuş, Sanayi Devrimi sonrası ekonomik ve toplumsal gelişmeler 18. yüzyılda kamuları ortaya çıkarmıştır. “Belirli olay ve şartlardan birlikte etkilenen veya etkilendiğini zanneden, bu olay ve şartlara karşı ortak tavırlar koyan ve ortaya koyduğu bu tavırları hükümet, politikacılar ve iş çevreleri tarafından dikkate alınan toplumsal birimler” olarak nitelendirilen kamular sanayileşme, kentleşme ve modernleşme neticesinde kitleye dönüşmüş, kitlelerin ortaya  çıkmasıyla kitle kültürü ve kitle iletişim kavramları gündeme gelmiştir.

KİTLE KÜLTÜRÜ

Kitle kültürünün ortaya çıkması 18.yy’da hızlanan Sanayi Devrimi’nden sonra gerçekleşmiş,bu döneminde başta gazeteler ardından sinema ve radyo olmak üzere kitle iletişim araçlarının kullanımının yaygınlaşması kitle kültürünün doğmasına ve gelişmesine neden olmuştur.           4

Kitle iletişim araçlarının ortaya çıkışı, insanlar arasındaki ilişkilerin yeniden biçimlenmesine ve tüketim alışkanlıklarının oluşmasına zemin oluşturmuştur. Kitle iletişim araçlarının zaman içinde artan etkinliğiyle birlikte, kitle kültürü adı verilen yeni bir kültürün ortaya çıktığını görmekteyiz.

Mills, kamu toplumu ve kitle toplumu arasındaki farkları karşılaştırmalı bir biçimde gözler önüne serer.

 

 

 

KAMU TOPLUMUNUN ÖZELLİKLERİ

•Toplum hayatında çok sayıda birey kanaat, görüş ve düşüncelerini ifade edebilir ve diğerlerinden de onların görüş, kanaat ve düşüncelerini öğrenebilir.

•Toplumda kişilere, kendilerine yöneltilen bir görüş, düşünce ve kanaate karşı kendi görüş, düşünce ve kanaatlerini anında etkin bir şekilde açıklayıp yanıt verme ve bunu tüm kamuya açık olarak gerçekleştirebilme hakkı tanır.  

•Toplum o anki otorite sistemine karşı çıksa bile, bu kamuoyuna uygun etkin bir eylemde bulunabilme olanağı hazırlanır.

•Toplumdaki yetkili kurum ve resmî makamlar serbestçe oluşmasına saygı gösterdikleri kamuoyu ve kamu üzerinde üstü örtülü yöntemlerle baskı kullanmaya kalkışmaz.

KİTLE TOPLUMUNUN ÖZELLİKLERİ

• Başkalarının fikir, düşünce ve kanaatlerini dinleyenler pek çok, buna karşılık kendi fikir, düşünce ve kanaatlerini ifade edebilenler pek azdır.  Tamamen bir soyutlanma aracılığıyla toplama bireyler yığını durumuna indirgenen kamu, kitle iletişim araçlarınca etkilenip biçimlendirilmektedir.

•Kitle iletişiminin örgütlenme biçimi, bireylerin anında ve aynı etkinlikte yanıt vermelerine olanak bırakmamaktadır.                                                                                                                                                       2

•Kamuoyunun oluşumundan sonra kamuoyunun kendini gerçekleştirmesi için girişmesi gereken eylemler, bu eylem kanaatlerini örgütleyen ve kontrolü elinde tutan resmî makamlarca ya da iktidar çevrelerince denetlenmektedir.

• İktidar kurumları karşısında kitleleşmiş kamunun bağımsızlığı kalmamakta; iktidar kurumlarının ve resmî makamların görevlisi olan kimseler kitleler üzerinde açık ya da örtülü yollardan nüfuzda bulunmakta, kişilerin karşılıklı ve özgür tartışma yoluyla kamuoyu yaratabilme özgürlükleri daha oluşmadan önlenmektedir.

Mills, günümüzde kitle iletişim araçlarının izleyiciler, okuyucular ve dinleyiciler üzerinde bir tür bilgisizliğe yol açtığını söyler ve dört kategoride değerlendirir.  3

Bunlar;

Bireylerin dış dünya ve toplumsal gerçekler hakkındaki birinci elden bilgi ve düşüncelerinin oranı giderek azalmaktadır. Kitle iletişim araçlarının sundukları bilgiler, bireylerin zihinlerinde büyük bir görüntü oluşturmaktadır. Birey kendi mahallesinde gerçekleşen bir olayı, kitle iletişim araçlarından dinlemedikçe ya da izlemedikçe habere inanmamaktadır. Dolayısıyla kitle iletişim araçları bireylere yalnız bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda doğrudan bilgilendiğimiz yaşam deneyimlerimize yön verir. Bireylerin bu deneyimleri yaşayabilme ve bunlardan yararlanabilme olanağı ise toplumsal konumuna bağlı olarak gelişir. Bu nedenle birey çoğu zaman başkaları tarafından doğrulanmadıkça ya da kitle iletişim araçlarından izlenmedikçe kendi  yaşam deneyimlerine bile inanmama eğilimindedir.

Kitle iletişim araçlarının tam bir tekel oluşturmadığı durumlarda bireyler başka bir kitle iletişim aracına yönelerek bunlar arasında bir denge kurabilir, karşılaştırma yapabilir ya da mesajlara direnç gösterebilir. Böylece kitle iletişim araçları arasında ne kadar çok rekabet yaratılırsa, bireylerin bu araçlara karşı direnme olanakları da o kadar artar.

 

 

Mills’e göre bu özelliğin Amerikan toplumunda bulunmamasının iki nedeni vardır:

•Bireyler genelde kendi görüşlerine uygun olan kitle iletişim araçlarını takip ederler. Bireyin kendi görüşünün dışındaki haber ve bilgilere ilgisini çekmek oldukça güçtür.

• Kitle iletişim araçlarının birbiriyle rekabet ederek bir denge oluşturmaları söz konusu değildir. Çünkü bu araçlar yakından gözlemlendiğinde, birbiriyle rekabet etme yerine, standartlaşmış birkaç konu etrafında yayınlarını gerçekleştirmektedirler.

•Kitle iletişim araçları, dış dünyayı algılamamızda bir süzgeç işlevi görür. Bu çerçevede bireylere ne olduklarını, ne olmaları gerektiğini, dışa karşı nasıl gözükmeleri gerektiğini söyler ve yeni davranışlar edinmelerini kolaylaştırarak, gösterilen karakterlere benzemeyi teşvik eder. Bunu dört farklı biçimde gerçekleştirir:

•Kitle iletişim araçları, kitle içindeki bireye yeni bir öz kişilik önererek o kişiliği benimsetmeye çalışır.

• Kitle içindeki kişileri ne ve nasıl olmaları gerektiği konusunda güdüler ve bireye isteklilik sağlar.

• Bireye benimsediği yeni kişiliğe sahip olmak için neler yapması gerektiğini öğreterek buna ilişkin teknikler kazandırır.

•Birey, gerçek kişiliğine denk düşmese de yeni öz kişiliğe sarılarak, kendinin rahatlamasını ya da kendinden kaçışını sağlar. Bireyin gerçek kişiliği ile benimsediği yeni kişilik arasında bir uçurum söz konusu ise, birey bu uçurumu, önerilen öz kişiliğe bürünme tekniklerini öğrenip kabullenerek kapatmaya çalışır; ya da bu durum bireyin gerçek kişiliğinden kaçışıyla sonuçlanır. Böylece birey kitle iletişim araçlarıyla gerçek dünyayı değil, kitle iletişim araçlarının kendilerine sunduğu aldatmaca, düzmece bir dünyayı yaşamış olur.

–Kitle toplumunda kamuoyunun eylemleri iktidar çevrelerince denetlenmekte ve tartışma özgürlüğü ortadan kaldırılmaktadır.

–Adorno ve Horkheimer kültürün metalaştığını ve kitle kültürünün süregelen ekonomik yapıyı meşrulaştırdığını ileri sürmüşlerdir.

KİTLE İLETİŞİMİ 

İletişim olgusu temelde üç düzeyde gerçekleşir.

• Kişilerarası iletişim (yüz yüze, birincil ilişkiler)

•Örgütsel iletişim (topluluklar, siyasal partiler, şirketler)

• Örgütsel iletişim (topluluklar, siyasal partiler, şirketler) doğrudan yanıt olmadığı durumlar)

Kitle iletişim araçları (kısaca KİA) dediğimizde, karşımıza çok kişiye ulaşabilen her türden sözlü, yazılı, basılı, görsel metin ve imgeleri (kitaplar, gazeteler, dergiler, broşürler, bilboardlar, radyo, film, televizyon, internet) içeren çok geniş bir iletişim araçları yelpazesi çıkmaktadır

KİA, dünyada etkili olarak kullanılması yazılı basın ile başlamıştır. Daha sonra 1930’lardan 1950’lere kadar radyonun etkili bir elektronik araç olduğu görülmüştür. Özellikle bu dönemde radyo, siyasi iktidarların propaganda aracı olarak kullanılmış; 1950’lerden sonra televizyon, çok hızlı bir biçimde toplum hayatı içinde yerini almaya başlamıştır.

 

 

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ÖZELLİKLERİNİ ŞU ŞEKİLDE SIRALAYABİLİRİZ;           5

•İzleyici kitle geniştir, yalnız belli bir gruba değil, yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası topluluklara seslenilir.

•İzleyici kitle, çeşitli toplumsal gruplardan gelen ve farklı niteliklere sahip insanlardan oluşan bir topluluktur.

• İzleyici kitle kimliksiz bir topluluktur; dernek, okul, iş yeri gibi toplumsal kimliklerin birleştirici özelliklerini içermez.

• Kitle iletişim kamusaldır, içeriği herkese açıktır.

•Kitle iletişim araçları kaynaktan uzakta bulanan, birbirlerinden ayrı olarak konumlanmış çok sayıda insanla aynı anda ilişki kurabilir.

•Kitle iletişimi karmaşık biçimsel kurumları gerektirir; kamusal ya da ticari yayın yapan kuruluşların düzenlenmesinde toplumsal ve siyasi yapı gözetici ve belirleyicidir.

•İletişimciyle izleyici arasındaki ilişki izleyici kitlenin kişisel tanışıklığı olmayan, profesyonel iletişimci konumundaki kişilerle kurulur  (gazeteci, editör, reklamcı, programcı, yapımcı vs.).

Kitle iletişimi geri dönüşü olanaksız biçimde tek yönlüdür ve izleyici kitlenin mesajlara anında tepki vermesi •olanaksızdır.

•Kitle iletişim araçlarının ürünleri fiziksel ve parasal anlamda halkın çoğunluğu için kolayca elde edilebilir ürünlerdir.

 KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI İLE KÜLTÜR ARASINDAKİ İLİŞKİ İnsan ve kültür kavramları birbiriyle çok sıkı ilişkide bulunan kavramlardır. Bu nedenle insan olmadan kültürden, kültürü olmayan insandan da bahsedemeyiz. Kültürün pek çok kişi tarafından ve çok sayıda tanımı yapılmıştır. Biz kültürü genel biçimde insanın maddi ve manevi düzlemde yaptıkları ile bu yapıp etmelerin sonuçlarının toplamı olarak tanımlayabiliriz.

İLETİŞİM SOSYOLOJİSİ

İletişim alanındaki gelişmeler, teknolojik yeniliklerle birlikte siyasal, ekonomik ve toplumsal koşullarla yakından ilgilidir. İletişim sosyolojisi çalışma alanı olarak iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin, toplumun sosyo-kültürel yapısında meydana getirdiği değişimleri kapsar. Bunun yanı sıra ekonomideki üretim, dağıtım ve tüketim ilişkisinden siyaset kurumundaki yöneten-yönetilen ilişkisine ve toplumsal yaşamda bilgilenme, haber alma, eğlenme ve dinlenmeye varıncaya kadar tüm etkinlikler iletişim sosyolojisinin kapsamı içindedir.

• İletişim sosyolojisinin üzerinde durduğu en önemli kavramlardan biri kitle kavramıdır. Bu alan aynı zamanda kitlesel düzeyde üretilen ve paylaşılan sembollerin üretilmesinde ve dolaşıma sokulmasında kitle iletişim araçlarının rolünü irdelemektedir. Günümüz iletişim araştırmaları içinde kitle, izleyici/alımlayıcı kavramı ile karşılanmaktadır. İzleyici/alımlayıcılar kitle iletişiminde ne tür etkinliklerde bulunduğu ve bunun toplumsal alandaki karşılığı, nicel ve nitel yöntemler kullanılarak çözümlenmeye çalışılmaktadır

İletişim sosyolojisinin amacı, kitle iletişim araçlarından gelen mesajlarla,  bireyin içinde bulunduğu toplumsal grubun özelliklerinin bir bütün içinde değerlendirilmesidir.  7

 

iletişim,  toplumsal bir olgu, toplumsal bir eylem ve toplumsal bir kurumdur.  6 

 

 

SEMBOLİK ETKİLEŞİM KURAMI

Sembolik etkileşimcilik, sosyologların insanlar arasındaki etkileşimi ve bu etkileşimin toplum üzerindeki etkisini anlamak için uğraş verdikleri çabalardan geliştirilen bir teoridir. Bu teori toplumsal iletişimle yakından ilgilidir. Ayrıca birey-grup ilişkisi ve etkileşimi açısından önem taşıdığından iletişim sosyolojisinin de çıkış noktasını oluşturur.

eorge Herbert Mead, Charles Horton Cooley, W.I. Thomas Herbert Blumer ve Manford Kuhn bu alanın temsilcileridir.

Ancak bu alanın en önemli iki temsilcisi Herbert Blumer ve Erving Goffman’dır.              8

Sembolik etkileşimciler, toplumsal gerçekliğin insanların düşündükleri şey olduğunu iddia ederler. Toplumsal etkileşimin anlamı, birbirleriyle etkileşen insanların buna yükledikleri anlamlarla belirlenir. Sembolik etkileşim kuramı açısından, toplumsal olgu müzakerenin devam eden yapısı olarak görülür.

Herbert Blumer ve Erving Goffman gerçeğin, insanların onlara yükledikleri anlamlar olduğunu iddia etmişlerdir.

KİTLE İLETİŞİMİ VE SEMBOLİK GÜÇ

Kitle iletişim araçlarına atfedilen en önemli güçlerden birisi de anlamlı sembolik formlar üretme ve iletme etkinliğinden kaynaklanan kültürel ya da sembolik güçtür. Sembolik etkinlik toplumsal yaşamın asli bir unsurudur.

Bireyler sürekli olarak kendilerini simgelerle ifade ederler ve diğerlerinin ilettikleri simgeleri yorumlama etkinlikleri içinde yer alırlar. Bireyler sürekli olarak bu şekilde başkalarıyla iletişim kurarlar, enformasyon/bilgi ve içerik değiş tokuşunda bulunurlar.

–Kişilerin gündelik hayatta kullandıkları pek çok sermaye biçimi vardır. Ekonomik sermaye, bilgi sermayesi, kültürel sermaye, toplumsal sermayenin yanı sıra sahip oldukları sembolik sermaye de bunlardan biridir.

Bu kavrama ilişkin geçerli tanımlamayı yapan Fransız düşünür Pierre Bourdieu’ya göre sembolik sermaye, belirli bir itibar, şöhret, saygı ve onur birikimine işaret eder; bilgi ile bu bilginin gördüğü kabul arasındaki karşılıklı ilişkiye dayanır.

Sembolik sermaye, gücün/iktidarın saygınlığı, sorumluluk ve haysiyetin imajıdır.

Thompson, güç tiplerini ekonomik, siyasi,  baskıcı ve sembolik güç olmak üzere dörde ayırarak inceler.

 

                                      GÜÇ/İKTİDAR TİPLERİ, KAYNAKLAR VE KURUMLAR                                            9

     GÜÇ TİPLERİ

 

             KAYNAKLAR 

                                 KURUMLAR

Ekonomik Güç

 

Materyal ve finansal kaynak

Ekonomik kurumlar (örneğin ticari girişimler)

Siyasi Güç

 

Otorite

Politik kurumlar (örn.,devletler)

Baskıcı Güç

 

Fiziksel ve silahlı güçler

Baskı kurumları (polis, asker vs.)

Sembolik Güç

 

Enformasyon ve iletişim araçları

Kültürel kurumlar (okullar, üniversiteler, medya endüstrisi vs.)

 

J. B. Thompson, kitle iletişimi ve sembolik güç arasındaki ilişkiyi ise beş özellik çerçevesinde ele alarak açıklar;

1-Üretim ve dağıtımın belirli teknik ve kurumsal araçlarını içermesidir.

2-Sembolik formların metalaşması olarak adlandırılan bir özelliktir.

3-Sembolik formların üretilmesi ve alınması arasında yapılandırılmış bir kopuş oluşturmasıdır.

4-Sembolik formların zaman ve mekânda genişlemesidir.

5-Sembolik biçimlerin kamusal dolaşımını kapsamaktadır.

– İletişimin içeriği kamusal niteliğe sahiptir, yani bu içerik kamuya açıktır ve erişilebilir durumdadır.

İLETİŞİM ARAÇLARI KARŞISINDAKİ İNSAN

Kitle iletişim teknolojileri, toplumu hem bir ölçüye kadar şekillendiren hem de toplum tarafından şekillendirilen araçlardır.

İletişim toplum ilişkisi tartışırken, insan öğesi karşımıza, alımlayıcı olarak da adlandırılan izleyici ya da okur şeklinde çıkmaktadır.

İzleyici çözümlemeleri kitle iletişim araçlarından ulaşan içeriği izleyicinin kültürel pratikleri üzerinden ele alarak,  bağlam içindeki yorumlayıcı etkinliğin çözümlenişiyle ilgilenir.

İzleyici çözümlemesi, kitle iletişiminde etkili mesajlar oluşturma sürecinde önemli adımlardan biridir. İzleyici çalışmaları izleyicilerin doğasına, örneğin yaşlarına, ekonomik statülerine, tutumlarına, inançlarına vs. ilişkin bilgi sağlama süreci olarak tanımlanabilir.

İzleyici, dinleme isteği-isteksizliği, mesajdan veya amaçtan yana veya onlara karşı olma, etkin ya da edilgen olma, bilgili ya da bilgisiz olma gibi değişkenler aracılığıyla tanımlanabilir.

İzleyicilere yönelik araştırmalarda izleme alışkanlıklarıyla genellikle aşağıda bulunan değişkenler arasında bir ilişki olup olmadığı saptanmaya çalışılır:

•Gelir grubu                                                                                •Cinsiyet ve yaş dağılımı

•Bulundukları ailenin büyüklüğü ve niteliği                          •Bulundukları yerleşim alanı/coğrafi bölge

•Göç kuşağı içinde bulunup bulunmadıkları                        • Eğitimleri ve mesleki statüleri

•Tutum ve davranışları                                                            •Eğilimleri                          10

•Dünya görüşü ve değerler sistemi                                      •Hayat tarzı

–Kitle iletişim araçlarının ürettiği metinlerde tanımlanan rol modelleri çoğu kez standart ve şablonik bir yapıda üretilirler.

•Kitle iletişimini, çeşitli türdeki mesajların büyük ve dağınık bir kitleye bu amaç için geliştirilmiş araçlarla iletilmesi olarak tanımlayabiliriz. Kitle iletişim araçlarının başlıcaları; radyo, televizyon, internet, gazete, telefon, faks, periyodik dergi vb. yayınlardıri

Kitle iletişimi oldukça geniş kitlelere (yerel/bölgesel/ulusal/uluslararası) seslenmekte, kamusal niteliğe sahip mesajlar iletmekte, tek yönlü bir iletişim biçimi kurmaktadır.

İLETİŞİM KURAMLARI ÖZET ünite 1

7 Nis

İLETİŞİM KURAMLARI ÖZET ünite 1

BİLİM

Geçerliliği konu üzerinde çalışan bilim insanları tarafından kabul edilen belli yöntemlere uygun olarak bilgiler üretme ve üretilen bilgileri sürekli sorgulama sürecidir.                          1

Bilimlerin Sınıflandırılması

Bilimlerin sınıflandırılması, ilgi alanlarının ve birbirinden ayrılan yönlerinin kavranması açısından önemlidir. Bilimler genel olarak iki genel kümede toplanmaktadır.

Aksiyomatik Bilimler (Matematik ve Mantık)

Tarihsel gelişimleri içerisinde bilim olma niteliğini kazanan ilk bilim dalı, matematik ve mantığın içinde yer aldığı aksiyomatik bilim dalıdır.

Bu bilim dallarından biri matematiktir. Matematik, sayı, sayı kümeleri ve cisimlerin biçimini inceleyen bilim dallarını kapsar. Genelden özele (tümdengelim) bir yöntem izleyerek gerçeklere varılır. Matematik bilimlerinde kesinlikler vardır ve kavramlar somut gerçeklerden yoksun soyut önermelerdir.

Mantıkaksiyomatik bilimlerin ikincisini oluşturur. Matematikten incelediği konular açısından ayrılır. Mantık, matematik gibi sayılar ve biçimler arasındaki ilişkileri incelemez. Sözcükler ve dilsel deyişler arasındaki ilişkileri açıklar, kurallara bağlar. Bunun da yöntemi, matematikte olduğu gibi genelden özele (tümdengelim) doğru inmektir.

Pozitif Bilimler

Pozitif bilim, olguların gözlenmesi ile yeni genellemelere ulaşmak, yeni çıkarımlarda bulunmaktır. Yöntem, matematik bilimlerinin tersine tümevarımdır (özelden genele doğru gitmek). Tek tek olgular ve olgular arasındaki ilişkiler incelenerek genellemelere ulaşılır. Ortaya konulan çıkarımlar yenidir.

Pozitif bilimler doğa bilimleri ve insan bilimleri (toplum bilimleri) olmak üzere ikiye ayrılır.

* Doğa Bilimleri: Pozitif bilimlerinin konusunu, 19. yüzyıla kadar yalnızca doğa bilimleri oluşturmaktaydı. Bu açıdan pozitif bilimlerin diğer bir adı da ‘doğa bilimleri’dir. Ancak bu durum 19. yüzyıldan sonra insan bilimlerine doğru genişlemiştir. Doğa bilimleri olarak kabul edilen fizik, kimya, biyoloji, astronomi, dünyadaki canlı ve cansız varlıkları ve bunlarla ilgili olayları konu edinerek çalışmalarını yürütür.

* İnsan Bilimleri (Toplum Bilimleri): Toplumsal olayların zaman içerisinde değişmezlik gösterdiği ve belirli koşullar altında yinelenen olayların benzer sonuçlar vereceği iddiasıyla yola çıkılarak yapılan çalışmalar,  pozitif bilimlerin kapsamını genişletmiştir.

Bilimsel Bilginin Özellikleri

Günümüze değin bilimin çok sayıda tanımı yapılmıştır. Bunun nedeni bilimin yapısının da, yanıt aradığı soruların da her geçen gün değişmesidir.

Bilim kavramı tanımlanmaya çalışılırken bazı özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerekir. Başlıcaları:

*Bilim olgusaldır                                 * Bilim mantıksaldır.

* Bilim genelleyicidir.                        * Bilim eleştireldir.

*Bilim nesneldir (objektif).               *Bilim seçicidir.

*Bilim açık veya üstü örtük bir takım temel inançlara dayanır

*Bilim olgusaldır, yani bilimsel önermelerin tümü ya doğrudan ya da dolaylı olarak gözlenebilir olguları dile getirir. Bilimde hiçbir iddia, gözlem veya deney sonuçlarına dayanılarak kanıtlanmadıkça doğru kabul edilemez.

* Bilim mantıksaldır. Araştırma sonuçları kendi içerisinde tutarlı olmalıdır.

* Bilim genelleyicidir. Tek tek olgularla değil olgu türleriyle uğraşır.

* Bilim eleştireldir. Bilim, ne denli akla uygun görünürse görünsün, her iddia karşısında eleştirel bir tutumu elden bırakmaz. Bu tutumunu yalnız bilim dışı görüşlere karşı değil, kendi içinde de sürdürür.

*Bilim nesneldir (objektif). Bilimsel bilgi, bireyin kişisel görüşünden bağımsızdır. Bilim eleştiricidir. Akla ve mantığa uygun görünse de, her türlü iddia karşısında eleştirel tutumu elden bırakmaz.

*Bilim seçicidir. Evrende olup biten olgular sayısız olduğu ve bilimin bunların tümü ile ilgilenmesi olanaksız olduğu için bilim seçici olmak zorundadır. Bu nedenle bilimsel araştırmaya konu olan olgular, tüm olguların ancak küçük bir parçasını kapsamaktadır.

*Bilim açık veya üstü örtük bir takım temel inançlara dayanır. Varsayım adı verilen bu inançlarımız düşünce ve hareketlerimizin temelinde yatan gerekçeleri oluşturur.

“KLASİK BİLİM ANLAYIŞI”NA GÖRE;                    2

*Gerçeğe dönüktür. Gerçekliğin akla uygun bir yapısı vardır; bilimin görevi gerçekliğin bu akılsal yapısını gözlem/deney yoluyla ve evrensel doğa yasalarını bularak ortaya koymaktır

*Gerçeklik hiyerarşiktir, onun aşağıdan yukarıya doğru yükselen düzenli bir yapısı vardır.

* Gerçeklik mekaniktir; doğada her şey bir makine düzeni içinde işler.

* Gelecek ve gidişat bellidir; çünkü doğaya hâkim olan yasalar gelecekte de geçerli olacağından, olacak olanı şimdiden saptamak mümkündür ve bu husus bilimin önceden tahminde bulma ve bilme imkânına sahip olması anlamına gelir.

*Gerçeklikteki değişim, niceliksel ve birikimseldir; yani gerçekliğin mekanik düzeni evrensel bir dille, matematiğin diliyle ifade edilebilir.

*Bilim nesneldir; özne olarak gözlemci, nesne karşısında tarafsızdır ve nesneden ayrı durur; özne (araştırmacı) ile nesne (araştırılan) arasında kesin mesafe vardır.

* Bilimin elde ettiği sonuçlar evrensel ve zorunludur; çünkü tam bir nesnellikle, deneysel ve matematiksel yoldan elde edilir.

Günümüzdeki “YENİ BİLİM ANLAYIŞI” nda ise klasik anlamda kabul edilmiş bütün önermeler sorgulanmıştır. Yeni bilim anlayışına göre ;                                                                     3

*Gerçeklik karmaşıktır, yapısında çeşitlilik, karşılıklı etkileşim, özgüllük ağır basar.

*Gerçeklik hiyerarşik değildir, birbirine bağlı olmayan birden fazla düzen vardır.

*Gerçekliği mekanik bir bütün olarak ele alamayız.

*Gelecek belirsizdir; dolayısıyla bilim önceden bilme, önceden tahmin etme olanağına sahip değildir.

* Olgular arasında doğrudan bir nedensellik yoktur, yani her nedenin bir sonuç doğurduğunu ifade eden türden tek yönlü bir nedensellikten söz edemeyiz, onun yerine bir etkileşimden söz etmek mümkün olabilir.

* Gözlemci (araştırmacı) belli bir perspektife sahip olduğundan, incelediği olaya veya olguya fiilen katılır, bu nedenle de nesnel (objektif) bir yaklaşımdan söz edemeyiz.

* Tek ve mükemmel bir bilgi/doğru yoktur.

 

Bilimsel bilginin en temel özellikleri arasında; olgusallık, mantıksallık, objektiflik,  eleştirellik,  genelleyicilik ve seçicilik yer almaktadır.

Bilgi” terimi günlük dilde çeşitli anlamlarda kullanılır. Bir şeyin bilgi kabul edilebilmesi için üç koşulu sağlaması gerekir  

*O şeyin bir önerme ile dile getirilebilir olması (Önerme bir tümce ile dile getirilen doğru veya yanlış bir yargı demektir. Örneğin “Bakır bir iletkendir” tümcesi doğru bir önerme, “Dünya güneşten daha sıcaktır” tümcesi yanlış bir önerme ile dile getirilmektedir).

* Bu önermenin doğruluğunu gösteren güvenilir kanıt veya belgelerin olması,

*Önermenin doğruluğuna inanılması.

Bilimsel bilginin yapısına ilişkin sorulara yönelik olarak üç farklı yaklaşım geliştirilmiştir:

Öznel (subjektif) yaklaşım, uzlaşım (konsensus) yaklaşımı, nesnel(objektif) yaklaşım.

Öznel (subjektif) yaklaşıma göre; bilimsel bilgi, tek tek bilim insanlarınca kabul edilen ve onaylanan özel türde bir inançlar takımıdır.

Uzlaşım (konsensus) yaklaşımına göre; tek tek bilim insanlarının inançları, özel türde bir topluluğunun yani bilimsel topluluğun inançlarına  tabidir.

Objektif yaklaşıma göre ise; bilimsel bilgiyi, ister bireysel ister kolektif olsun, bir inançlar dizgesi olarak saymak yanlış olur.

KURAM (TEORİ)

Kuramı, “ toplumsal dünya hakkındaki bilgileri özetleyen ve düzenleyen, birbiriyle bağlantılı fikirler sistemi” olarak tanımlayabiliriz.

Bilimsel gelişme yeni kuramlar ve yeni olaylarla gerçekleşebilir. Aynı zamanda kuram bilimsel gelişmeyi de yönlendirir. Olaylar ise kuramların gelişmesinde önemli bir rol oynarlar. Kuram ile olay arasındaki bağıntı ve etkileşim bilimsel gerçekleri ortaya çıkarır.

Olayların kuramın oluşmasına katkısı iki başlık altında toplanabilir:

* Olaylar kuramın doğmasına yardım ederler. Burada araştırmacı olay-kuram etkileşimini açıklığa kavuşturmalıdır.

* Olaylar daha önceden formüle edilmiş kuramların yeniden gözden geçirilmesine olanak sağlar. Kuramlar yeni olaylarla da destekleniyorsa geçerlilikleri devam eder.

Kuramların olaylarla ilişkileri üç noktada toplanabilir:

*Kuram, olayların sistemleştirildiği, sınıflandırıldığı ve aralarında kavramsal bağlantılar olan bir çerçeve oluşturur.

* Kuram, genelleme sonucu varılan bir çerçeve oluşturduğundan inceleme yapılacak olay sayısını azaltır.

*Kuram, olayları önceden tahmin eder. Kuram aracılığıyla bilinen olaylara bakarak bilinmeyen olaylar hakkında bazı öngörülere sahip olunabilir.

 

Kuramlar olaylar arasındaki ilişkileri sistematikleştirerek bir düzene sokar ve yaşadığımız olayların nedenlerini bulmamızı kolaylaştırır.

 

Sosyal bilimlerde tutumluluk ilkesi, daha basit olanın daha iyi olduğu anlamına gelmektedir.

KURAMSAL BİLGİYLE İDEOLOJİK BİLGİNİN FARKI

Çoğumuz, kuramsal bilgiyle ideolojik bilgiyi birbirine karıştırırız. Günümüz insanı, kitle iletişim araçlarından ya da belirli görüş açılarının savunucularından gelen çok çeşitli ideolojilerle karşılaşır. Kuram ve ideoloji arasında benzerlikler vardır. Her ikisi de dünyadaki pek çok olayı açıklar; neden suç işlendiği, neden bazı insanların yoksul olduğu, neden bazı yerlerde boşanma oranının yüksek olduğu gibi. Her ikisi de toplumsal dünyada neyin önemli olduğu ya da olmadığı üzerine odaklanır, bir fikirler ya da kavramlar sistemi içerir ve kavramlar arasındaki ilişkileri belirtir.

Toplumsal Kuram ve İdeolojinin Benzerlikleri

*  Bir dizi varsayım ya da başlangıç noktası içerir

*  Toplumsal dünyanın neye benzediğini, nasıl/neden değiştiğini açıklar.

*  Bir kavramlar/fikirler sistemi sunar.

*  Kavramlar arasındaki ilişkileri belirler, neyin neye neden olduğunu söyler.

* Birbiriyle bağlantılı bir fikirler sistemi sağlar.

                                     Toplumsal Kuram ve İdeolojinin Farklılıkları

     İdeoloji                                    5                                                      Toplumsal Kuram

*Mutlak kesinlik sunar.                                                         *Koşullu, uzlaşılmış anlayışları vardır.

*Tüm yanıtlara sahiptir.                                                       *Tamamlanmamıştır, belirsizliği kabul eder.

*Sabit, kapalı, bitmiştir.                                                       *Büyümektedir, açık ve açıklayıcıdır, gelişmektedir.

*Testlerden, farklı bulgulardan kaçınır.                           *Testlere, olumlu ve olumsuz kanıtlara açıktır.

*Karşıt kanıtlara gözleri kapalıdır.                                    * Kanıtlara bağlı olarak değişir.

*Belirli ahlâki inançlara kilitlenmiştir.                               *Tarafsız ve bağlantısızdır, ahlâki duruşu vardır.

*Son derece parçalıdır.                                                       *Nötrdür, tüm tarafları değerlendirir.

*Çelişkiler, tutarsızlıklar içerir.                                           *Mantıksal tutarlılık ve uyum aranır.

*Belirli bir konumdan kaynaklanır.                                    *Toplumsal konumları aşar.

 

 

 

ARAŞTIRMA

Araştırma Nedir?

Toplumsal araştırma, insanların bilgi üretmek için sistematik olarak kullandığı yöntemler topluluğudur.

 

Toplumsal araştırma yapmak için bir araştırmacının mantıklı düşünmesi, kurallara uyması ve izlediği adımları sürekli yinelemesi gerekir.

Araştırma Neden Gereklidir?

Sosyal bilimlerde yapılan araştırmalarda araştırmacılar, çevrelerindeki toplumsal ortamda olup bitenleri anlamlandırmak için sorular ortaya koyar ve bunlara yanıt aramaya çalışırlar. Toplumsal araştırmalar, toplumsal dünya hakkında yeni şeyler öğrenmekle ilgilidir.

Enformasyonun bilinçli tüketicisi olmak, verilenle aramıza eleştirel bir mesafe koymamız anlamına gelir.

Bize sunulan enformasyonun bilinçli tüketicileri olmamız konusunda yapmamız gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz :                                                 6

*Sunulan rapor/çalışma ne hakkındadır?

*Sunulan rapor/çalışma, mevcut bilgiye ne katmaktadır?

*Çalışma/araştırma nasıl gerçekleştirilmiştir?

*Çalışma/araştırma ne bulmuştur?

* Ortaya konulan araştırma sonuçları ne anlam ifade etmektedir?

Kuram Doğrulama ve Kuram Üretme Araştırmaları

Kuram doğrulama ve kuram üretme araştırmaları arasındaki ayrım, nicel ya da nitel araştırmaları kavramak açısından önemlidir.

Nicel araştırmalar sayısal verilere dayalı olarak kurulan evrensel yasaları keşfetmeyi amaçlayan yapılardır.

Nitel araştırmalar, insana dair durumları derinlemesine bir şekilde incelemeyi amaçlar ve gerçekliğin insanlar tarafından oluşturulan bir girişim olduğunu varsayar.

Nicel araştırmalar, standartlaştırmaya ve nesnel karşılaştırmalar yapmaya olanak verir. Aynı zamanda gerçekleştirdiği ölçümler, sistemli ve karşılaştırılabilir bir biçimde, durumların veya olguların çerçevesini ya da boyutlarını temel hatlarıyla çizebilmemizi sağlar

Nicel ve nitel araştırmalar arasındaki farklılıklar, araştırma yöntemlerinin avantajlarını ve dezavantajlarını ortaya koyarlar, her ikisinin birlikte kullanıldığı çalışmalar artmaktadır.

 

 

 

 

 

Nicel ve Nitel Araştırmalar Arasındaki Temel Farklar

                      Nicel Araştırmalar                                                                        Nitel Araştırmalar            9  

*Davranışların nesnel (objektif) gerçeklerle                      *Davranışların öznel (subjektif) gerçeklerle açıklanabileceğini savunan pozitivist görüşe                    açıklanabileceğini savunan bir yaklaşıma dayanır.                                                                                     dayanır.

*Deneysel ortamlarda yapılır.                                             * Doğal ortamlarda yapılır.

*Ölçmeyi amaçlar ve ölçüm yapar.                                    * Derinlemesine incelemeyi amaçlar ve yorum yapar.

*Sonuçlar sayılarla açıklanır.                                               * Sonuçlar zengin anlatımlar ve yorumlarla açıklanır.

*Araştırma tasarımı ve ölçüm yöntemleri                        * Araştırma tasarımı ve ölçüm yöntemleri esnektir.

sistemli ve belirlenmiş kurallarla sınırlıdır.                       *Tümevarımcı bir yaklaşım izler.

*Tümdengelimci bir yaklaşım izler.

Tümdengelim 

Klasik bilimsel kuramlar,  araştırmaya genel bir kuram ile başlar ve onu bilimsel olarak elde edilmiş gerçeklikler ile test ederek sonuca varır. Kısaca veri kullanılarak kuramın test edilmesi olarak tanımlanabilir.

Örneğin medya kurumlarını toplumsal uzlaşımları üreten ve yeniden üreten aygıtlar olarak kuramlaştıran bir yaklaşım güncel ve somut koşulları ve dinamikleri dikkate alarak gözden geçirilebilir.

Tümdengelimde örneğin “yeni iletişim teknolojilerinin yaygın biçimde kullanılmasının insanlar arası yüz yüze iletişim biçimlerini azalttığı” yönünde bir varsayımdan hareket edebilirsiniz.

Tümevarım 

Bilimsel olarak elde edilmiş veya gerçek hayata dayanan gözlemler sonucunda elde edilen verilere dayanarak bir kurama ulaşma yöntemidir.

Tümevarım, tümdengelim akıl yürütme yöntemine göre daha açık bırakılmış, geniş bir bırakılmış, geniş bir yöntemdir ve daha çok zaman alır.

VARSAYIM           8 ?

Varsayım, gözlemlenen olaylar ya da olay kümeleri arasında henüz kesinlikle kanıtlanmış olmayan, ancak kanıtlanması olası görülen ilişkileri anlatan bir önermedir.

Varsayımlarda bulunması gereken özellikler                     7

* Mantıksal olmalı                                                       * Kavramları açık seçik olmalı

* Belirgin olmalı                                                           * Gözlenebilir olmalı

* Pratik bir gereksinimden kaynaklanmalı              *Hem ret hem kabul olanaklarını sınayabilmeli

* Kullanılabilir tekniklerle gerçeklenebilir olmalı   *Belirli bir kuramla ilişkisi olmalı

—-İletişim araştırmalarını ilk kez yönetsel ve eleştirel araştırmalar olarak ikiye ayıran bilim insanı Lazarsfeld’dir

Varsayımda yer alan bağımsız değişken; neden sayılan, belirleyici ya da etkileyici olguyu; bağımlı değişken de; önceki değişkene bağlı olarak değiştiği öngörülen ya da etkilenen (belirlenen) olguyu ifade etmektedir.

İletişim Araştırmaları

İletişim araştırmalarının tarihini yazanlar, bu tarihi çeşitli ikili karşıtlıklar üzerinden kurmuşlardır; yönetsel/eleştirel, toplum bilimsel/insan bilimsel, nicel/nitel; ekonomi-politikçi/kültürelci gibi. Bu ayırım özellikle de nicel ve nitel araştırmalar açısından ayırımın kuramsal temeli pozitivist-anti-pozitivist yaklaşım biçimlerine temellenmektedir.

İletişim araştırmaları ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde sistemli bir şekilde formüle edilmiştir.

Lazarsfeld, 1941’de yaptığı klasik ayırımında iletişim araştırmalarını; (1) Yönetsel araştırmalar (2) Eleştirel araştırmalar olarak sınıflandırmıştır.

eleştirel perspektiften yürütülen araştırmalar;

*İletişimi toplumsal bir süreç olarak ele alır

* Kitle iletişim kurumlarını tek başlarına değil, diğer kurumlarla birlikte, ulusal ve hatta uluslararası bağlamı içinde ele alır.

* Araştırmayı; yapı, örgüt, toplumsallaştırma, uzmanlaştırma, katılım ve diğer süreçlerle tanımlar.

* Temel önermeleri sorgular, alternatif düzenlemeler araştırır.

 

Murat Demir

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.