1.Dönem ve 2.Dönem Final Sınavı Soru Kitapçıkları

6 Ağu

1.Dönem Final Sınavı Soru Kitapçığı

2.Dönem Final Sınavı Soru Kitapçığı

ünite 1

6 Tem

KİŞİLERARASI İLETİŞİM ÜNİTE5

10 Nis

KARŞILIKLI BAĞIMLILIK VE PSİKOLOJİK DOYUM
Hemen hemen bütün ilişkilerin ortak özelliği, iki insanın birbirini etkilemesi ve çeşitli düzeylerde birbirine bağlanmasıdır. İnsanlar birbirlerini çok farklı yollarla etkilerler, ancak bir arada olabilmeleri, bu etkileme sürecinin devamlılığına bağlıdır. Bireyler birbirleri üzerinde olumlu ya da olumsuz etkilerde bulunabilirler.
İNSAN İLİŞKİLERİNDE KARŞILIKLI BAĞIMLILIK
Karşılıklı bağımlılık yaklaşımı, ortaklar arasındaki etkileşim örüntülerini çözümler. Bu etkileşim, tarafların ilişkiye verdikleri (bedel) ve ilişkiden aldıkları (ödül), yani ilişkideki katkıları bağlamında ele alınır.Toplumsal etkileşim, karşılıklı-bağımlı ortaklar arasında çıktıların (ödül-bedel farkı) değişim ve eş güdümünü gerektirir.
Ödül-Bedel İlişkisi
Sosyal durumların amacı, kuralları ve hareket biçimleri vardır. İnsan bu sosyal durumlar içerisinde ilişkilerini sürdürür. Ödül, maddi ya da manevi olabilir. Mevki, para, bilgi, mal ya da hizmet birer ödül niteliği taşıyabilir. Ödülün iki boyutu vardır:
Kişiye özgülük boyutu
Somutluk boyutu
Kişiye özgülük boyutu, ödülün değerinin, onu verene bağlı olma derecesiyle ilişkilidir. Somutluk boyutu ise gözle görülüp, elle tutulan somut ödüller ile tavsiye, öğüt vb. somut olmayan ödüller arasındaki ayrıma işaret eder. Bedel, bireyler arasındaki ilişki ya da etkileşimde ortaya çıkan olumsuz sonuçlardır.
Çıktıların Değerlendirilmesi
Birey tüm ilişki ve etkileşimlerini sürekli gözden geçirir, ödül ve bedel dengesini sorgular. Birey ilişkisini değerlendirirken çok farklı yollara başvurur:
Bir ilişkiyi değerlendirmenin en yalın yolu, onun kârlı mı yoksa zararlı mı olduğuna bakmaktır.
Bir ilişki, diğer ilişkilerle karşılaştırılarak değerlendirilebilir.
İlişkilerinde bireylerin çıktılarını olumlu yönde en üst düzeye çıkarmasında, etkinliklerin eş güdüm içinde yapılması gündeme gelir. Bu eşgüdüm sağlama süreci, ortak ilgi ve amaçların düzeyine bağlı olarak değişir.Eş güdüm ya da çatışma anında bireylerin karşılıklı olarak çözüm arayışına girdikleri gözlemlenir.
Eşitlikçi Değişim
İnsanlar ilk kez tanıştıkları ve çok sık bir araya gelmedikleri bireylerden ziyade arkadaşlık ve dostluk ilişkilerinde eşitlik ilkesini kullanmaya özen gösterirler.
Temelde eşitlik, kişinin kazancının katkılarıyla doğru orantılı olmasıyla ilişkilidir. Eşitlik ya da hakkaniyet yaklaşımının dört varsayımından söz edilirse;
· Bir ilişkideki ya da gruptaki bireyler kazançlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışırlar.
Çiftler ya da gruplar, ödülleri aralarında dürüstçe nasıl dağıtacaklarına ilişkin kural ya da normlar geliştirerek ortak ödüllerini en üst düzeye çıkarabilirler.
Bireyler, bir ilişkinin hakkaniyete uygun olmadığını anladıklarında, hoşnutsuz olurlar. Hakkaniyetsizlik arttıkça, hoşnutsuzluk da artar.
Hakkaniyetsizlik algılayan bireyler, durumu düzeltmek için girişimlerde bulunurlar.
Haksızlığa uğrayan kişi gibi, hak ettiğinden fazlasını alan kişi de hoşnutsuzluk yaşayabilir. Bunun temel nedeni, ortaya çıkan dengesizlikten duyulan rahatsızlıktır.
İNSAN İLİŞKİLERİNDE YAKINLIK
İnsan ve algısı, toplumsal yapıya dahil olma biçimi gibi pek çok faktör iletişim süreci üzerinde doğrudan etkilidir.Bir kişinin, bir başkasına kişisel duygu ve bilgilerini açmasıyla yakınlık süreci başlar. Bu paylaşım sözlü veya sözsüz iletişim aracılığıyla olur.Bireyin diğerine açılması, psikolojik durum, güdüler, gereksinimler, korkular ve daha birçok faktör tarafından tetiklenebilir.Açılmanın kendisi yakınlık açığa çıkarmaz. Burada önemli olan açılan kişinin, dinleyicinin görüşlerini onayladığını ve kendisini anladığını hissetmesidir. Genel anlamda insanlar, yakınlığı, ‘kişisel duyguların ve sevginin açığa vurulması’ olarak ifade ederler.
İNSAN İLİŞKİLERİNDE GÜÇ DENGESİ
İnsan doğası gereği çevresini ve çevresindekileri etkilemeye çalışır. Etkilemenin etkenliği ve hedefine ulaşması, bu konuda kimin ‘kim’ veya ‘ne’ ile ve ‘nasıl’ iletişimde bulunduğunun açık ve kesin bir biçimde bilinmesini; karşılıklı güven, anlayış ve iyi niyetin sağlanmasını da gerektirir.
Güç Dengesini Değerlendirme
İnsan ilişkileri, bir ortağın (karşı cinsler söz konusu olduğunda genellikle erkek) bütün kararları (ya da önemli kararların tamamını) aldığı durumlardan, eşitçil-ortak kararların alındığı güç paylaşımına değin çeşitlenmektedir. İnsan ilişkilerinde güç dağılımının eşitçil ya da dengeli olabilmesi için ya tüm kararlar beraber alınmakta ve herkesin karar alma sürecinde eşit hakları bulunmakta ya da her ortağın ‘ayrı fakat eşit’ sorumluluk alanlarının olduğu örüntüler benimsenmektedir. “Sorumluluk alanlarını paylaşma, kararları bütünüyle eşit olarak alma ve ikisinin bir karışımı ilişkilerde eşit güç dağılımını sağlamanın olası yollarıdır”.Toplumsal kurallar çoğunlukla insan ilişkilerinde belirleyici rol oynar.Etkileşimde bulunan tarafların kaynaklarının güçleri (bilgi düzeyleri, sahip olunan materyaller vb.) iletişim sürecini etkiler.Tarafların iletişim sürecine verdikleri değer ve ilgi de güç dengesi üzerinde etkili olur.
Güç Dengesi ve Çatışma
İlişkilerde çatışma çoğunlukla bir kişinin davranışı diğerini engelleyici bir boyuta ulaştığı zaman ortaya çıkar. Kimi çatışmalar taraflardan birinin özgül davranışına bağlı olarak yaşanır. Kimi çatışmalar da tarafların güdüleri ve kişiliği üzerinde yoğunlaşır. Temelde;
Çatışma, günlük yaşamın doğal bir parçasıdır.
Çatışmanın kendisi olumlu ya da olumsuz değildir.
Çatışmalara verilen tepkilerin yıkıcı ya da yapıcı sonuçları olabilir.
Çatışmaları çözme biçimleri, değişim ve gelişim için bir güç olabilir.
Çözümlenme biçimlerine göre çatışmalar bireyler arasındaki ilişkiyi destekleyebilir ya da sonlanmasına neden olur. Zorlama çoğu zaman tarafların birbirlerinin gereksinim(ler)ine önem vermedikleri zaman ortaya çıkar. Çatışmaya bağlı olarak kayıtsız kalma durumu da ortaya çıkabilir. Taraflar bir araya gelip çözüm aramaya çalışmazlar. Bu kayıtsızlığın temel nedeni de bireylerin hiç kazanma şanslarının olmadığına ilişkin düşünceleridir. Kimi durumda da bireyler kendi isteklerini tamamen göz ardı ederek diğerini ve onun taleplerini öncelikli görür. Bu tür davranış sergileyen bireyler işbirlikçidir; karşı tarafın söylediklerine aynen uyarlar. Çatışma çözümünde ‘saldırganlık’, ‘kaçınma’ ve ‘problem çözme’ davranışlarından hangisinin tercih edildiği bu güç dengesinin nasıl yapılandırıldığına işaret etmektedir. ‘Benim kazanmam için sen kaybetmelisin’ yaklaşımının bir yansıması olarak saldırganlık, çatışma ortaya çıktığında taraflardan birinin diğeri üzerinde güç kullanarak sorunu çözmeye çalışması anlamına gelmektedir. Bu yola başvurulduğunda,
Kaybeden taraf kazanana karşı kırgınlık duyar ve düşmanlık besler. Ayrıca çözüme katılmak için hiçbir istek duymaz.
Bireyde sorumluluk duygusunun ve öz denetimin gelişmesine engel olur.
Korkuya bağlı boyun eğme davranışı gelişir.
Başkalarının gereksinimlerine karşı anlayışlı olma duygusunu köreltir ve iş birliğinin gelişimini engeller.
Yenilikçililik ve araştırmacılığı engeller.
Bireyde verimsizlik, moral çöküntüsü, çalışma isteksizliği gibi duyguların gelişmesine neden olur.
Bireyin kendisini denetlemesini engeller.
Kazananın güç kullanmasını ve denetimini gerektirir.
Sorun ortaya çıktığı anda kaçınmayı tercih eden birey için çözüm arayışına gerek yoktur. Çoğu zaman bir sorun olduğu bile kabul edilmez. Bu yola başvurulduğunda,
Davranış görmezden gelinir, karşı tarafa boyun eğme söz konusudur.
Kaybeden, kazanana karşı düşmanlık besler.
Kazananda anlayışsızlık, bencillik ve iş birliğine yanaşmama duyguları gelişir.
Verimliliği ve morali düşürücü rol oynar.
Karşı tarafa duyulan saygı azalır.
Problem çözme yoluna başvurulduğunda,
Taraflar arasında küskünlük olmaz.
Her iki tarafın da çözüme odaklanması, çözüm yolunun uygulanmasını kolaylaştırır.
Her iki taraf da işbirliğine açıktır.
Taraflar birbirlerine güç ya da otorite uygulamazlar.
Karşılıklı olarak sevgi ve saygı söz konusudur
Sorunun belirlenip çözüme ulaştırılması için iyi niyetli bir çaba vardır.
Bireylerin birbirlerine karşı sorumlu ve olgun olmalarını sağlar.
İç denetimi geliştirir.
İNSAN İLİŞKİLERİNDE DOYUM VE BAĞLANMA
Bireyin mutluluğu ve huzuru, ihtiyaçlarının dengeli biçimde karşılanmasına, düzenli, doyumlu ve verimli ilişkilerin kurulup sürdürülmesine bağlıdır. İlişkilerin tamamında bağlanma söz konusu olmayabilir, ancak birey tüm ilişkilerinde doyuma ulaşmayı hedefler.
İnsan İlişkilerini Düzenleyen İlkeler
İnsan ilişkilerini düzenleyen ilkeler, toplumsal değerlerden, olay, durum, koşul ve kişilerin değerlendirilmesinden yola çıkılarak belirlenir ve yine insan ilişkilerini düzenlemek üzere işlerlik kazanır. Bireyin konuşma biçimi, eleştiri tarzı, dikkat ve özenle dinlemesi,
tartışmalarını düzeyli biçimde yürütmesi, ihtiyaçlarını giderirken ‘ben’ ve ‘biz’ faktörlerini göz önünde bulundurması, değişime açık ve değişimi hoşgören bir bakış açısına sahip olması gibi unsurlar, insan ilişkileri üzerinde doğrudan etkilidir.
İnsan ilişkilerinin temelinde
Karşılıklı ilgi
Kendine özgü olma
Eylemde isteklilik
Onur
yer almaktadır. Birey bunlar çerçevesinde hayatını yönlendirmektedir.
Karşılıklı İlgi
İnsanların birbiriyle ilişkilerinin temelinde karşılıklı ilgi söz konusudur. Karşılıklı ve birbirini tamamlayıcı ilgi ile toplanan insanların sorunlara ilişkin çözüm arayışları da karşılıklı ve anlayış çerçevesinde olacaktır. Bir arada bulunmalarda denge ve anlayış bu sayede geliştirilebilecektir.
Kendine Özgü Olma
Toplumlar, farklılıkların dengeli ve uyumlu bir biçimde yönetilmesiyle birlik ve bütünlüğe ulaşabilir. Aynı zamanda gelişime ve değişime açık olan bireyin kendine özgü niteliklerinin ortaya konulması da oldukça güçtür. Birlikteliklerin uyumu, gücü ve dengesi her bir bireyin bu ortaklığa bakış açısına ve katkılarına bağlıdır. Bu nedenle kişinin kendine özgülüğü önemli bir unsurdur.
Eylemde İsteklilikSosyal yaşamında insanları bir araya getiren çeşitli motivasyon unsurları vardır. Yaptığı işten zevk almak ya da iş arkadaşlarını sevmek bunların başında gelir. İnsanlar ancak motive oldukları etkinliklerde yüksek seviyede başarı sergileyebilirler. Motivasyon unsurunun niteliği bireylerin gereksinimlerini giderici özellikleri barındırmalı, zorlayıcı değil, inandırıcı olmalıdır.
Onur
İnsan onuru, ilişkilerin etik ve moral esasını oluşturmaktadır. Bütün insanlar ilişkilerinde, yer aldıkları ortamlarda ve yaşamlarının her anında saygınlık kazanmak ve dürüst ilişkiler kurmak isterler. İnsan onuru, kişiliğe saygıyı gerektirmenin yanı sıra kişinin kendi yeteneklerini bilmesi ve diğer insanlarla etkileşimini planlaması ya da sorumluluk duygusunu geliştirmesi açısından önemlidir. Doyum ve Bağlanma
Doyum ve bağlanma aynı kavramlar değildir. İnsanlar kimi ilişkilerinden yüksek doyum almakta ama bağlanmasını engelleyen faktörlerle karşılaşmakta kimi ilişkilerinden ise doyum almadığı hâlde koşullar, sosyal normlar ve daha birçok nedenden ötürü bağlılığını bitirememektedir.
Doyum
Bireyin, bir ilişkinin niteliğine ilişkin öznel değerlendirmesi ‘doyum’ olarak ifade edilir. İlişkinin ödüllerinin bedellerini aşması doyumun varlığını ortaya koymaktadır. Hakkaniyet algısının da ilişkiden alınan doyum üzerinde doğrudan etkisi bulunur. Bir ilişkide çok sayıda ödülün mevcut olması bile bireyin kendisine haksız davranıldığı düşüncesinin önüne geçemez. Dengeli ilişkiler daha doyurucudur. Eğlence, sevgi-saygı ifadeleri, yıpratıcı olmayan eleştiriler, davranışların dostça olması gibi birçok unsur ilişkideki doyumun ipuçlarını sunması açısından önem taşır.
Bağlanma
Bir kişiyi ilişkide tutma yönünde etkili olan olumlu ve olumsuz güçlerin tümü ‘bağlanma’ olarak adlandırılır. Bağlanmayı etkileyen üç ana unsurdan söz etmek mümkündür :
Bağlanma, ortak çekim güçlerinden etkilenir.
Bağlanma, bireylerin değerleri ve ahlak ilkelerinden etkilenir.
Bağlanma, birey için ilişkiden ayrılmayı pahalı kılan olumsuz güçler ve engeller üzerine kuruludur.
Etkileşim sırasında taraflar birbirlerini sever, birlikte etkinliklerde bulunmaktan ve zaman geçirmekten zevk alır, ilgi alanları arasında uyum olduğunu keşfeder ve geçinmeyi kolay bulursa ilişkiyi sürdürme yönünde olumlu motivasyona sahip olacaklardır. Bağlanmanın bu bileşeni kişisel bağlanma olarak ifade edilir. Çünkü burada kişisel olarak ilişkiyi sürdürme veya sonlandırma arzusu söz konusudur. Kişilerin değerleri ve ahlaksal ilkelrinden, yani bir ilişkide kalmanın gerektiği yönündeki duygudan hareket edildiğinde ahlaksal bağlanma söz konusudur. Bu duygu bireyi biraz daha zorunluluklar çerçevesinde sınırlar ve ilişki, toplumsal sorumluluk çerçevesinde kurulur. Evlilik ilişkisi, ahlaksal bağlanmaya örnek olarak verilebilir. İnsanları, ilişkiyi terk etmekten alıkoyan çekici seçeneklerin yokluğu ve ilişkiye hâlihazırda yapılmış olan yatırımlar zoraki bağlanmayı ifade eder. Evli birey, boşanmanın toplumsal, maddi ve yasal sonuçlarından korkarak evliliğini sürdürmeye devam edebilir.
Yatırımlar
İlişkiye yapılan yatırım zaman, enerji ve para olabileceği gibi duygusal katılım, yaşanan deneyimler ve karşılıklı özveri de olabilir. Bir ilişkiye hemen hemen her boyutta yatırım yapılmasının ardından, doyumsuz bulmak ya da ödüllendiricilikten uzak değerlendirmek, bireyde bilişsel çelişkiye neden olur. Bu durumda birey, ilişkiyi daha çok olumlu yönleri ile tartma ve olumsuz yönlerini göz ardı etme eğilimine sahip olabilecektir. İlişkilerde ödül, tarafların ilgi çekiciliği, ilişkiye kattıkları ve etkileşim biçimlerinin karşılıklı doyumu ortaya çıkarmasıdır. Ödenen bedellerse, ilişkide yaşanan çatışmalar, küçük düşürücü davranışlar ve ilişkide yaşanmak istenmeyen süreçler olabilir.
Doyum ve Bağlanma İlişkisi
Doyum ve bağlanmayı birbirinden bağımsız düşünmek pek mümkün değildir. İlişkide ödüllerin keşfedilmesi, bağlanmayı geliştirici rol oynar. İlişki genel anlamda başarıyla yürütüldüğünde yatırımlar ilişkinin iyileştirilmesi yönünde kullanılır. Doyum ile bağlanma ilişkisi değişkenlik taşır. İlişkiden memnun olmayan tarafların kimisi ilişkiyi iyileştirici yönde hareket ederken kimi de ödülü kalmamış ilişkilerini bitirme kararı alabilir. Kimi ilişkiler de düşük doyuma rağmen devam edebilir. İlişkide yüksek düzeyde bağlanma söz konusu ise yatırım da fazla olmaktadır. İlişkinin uzun süreli olması ve alternatiflerin bulunmayışı ilişkinin sonlanmasını güçleştirmektedir. Aynı zamanda ilişkinin bitirilmesinin doğuracağı sonuçlar da tarafları ilişkiyi sürdürmeye zorlayabilmektedir.
Bağlanılmış Bir İlişkiyi Koruma
İlişkiler hakkında olumlu yanılsamalar, ilişkinin ve tarafların idealize edilmesine ve diğer ilişkilerle karşılaştırıldığında ‘en iyi ilişki’ kanısına varılmasına neden olmaktadır. Bu tür yaklaşımda, tarafların erdemleri vurgulanırken olumsuz yanları göz ardı edilmektedir. Bu yaklaşım, tarafların ilişkiyi ‘doğru’ yönlendirdiklerine dair güvenlerini artırır.Tarafların ilişkilerine duydukları güveni koruma yollarından birisi de ‘sürekli daha iyiye gittiğine dair inançlarıdır. İlişkinin sürdürülmesinde hatırlamalar çok önemlidir. İlişkiler için en önemli tehdit, çekici alternatiflerin bulunmasıdır.Davranışların değerlendirilmesi tek duruma ya da genele ilişkin olarak yapılabilir. Örneğin, evde eşinin bulaşıkları yıkamamasından yakınan bir kadın için eşinin davranışı, “Eşim bulaşık yıkamaktan nefret ediyor.” şeklinde değerlendirildiğinde durumsaldır. Ancak değerlendirme “Eşim bana hiçbir zaman yardım etmiyor.” şeklinde olursa genel anlam taşımaktadır.
Doyumsuzluğa Tepkiler
İnsanlar ilişkilerinden doyum almadıklarında farklı tepkiler sergilerler. Seslendirme, bağlılık, boş verme ve bitirme bu tepkilerin önde gelenleridir. İlişkide doyumsuzluk durumuna tepki olarak bağlılığın tercih edilmesi, iyimser biçimde durumun düzelmesini beklemek anlamına gelir. İlişkide doyumsuzluk durumuna tepki olarak bağlılığın tercih edilmesi, iyimser biçimde durumun düzelmesini beklemek anlamına gelir. Boş verme, tarafların ilişkinin kötüye gitmesine izin verdikleri durumu ifade eder. Bu tepki genellikle kişinin geçmişte doyumsuz ve ilişkide yatırımının düşük olduğu durumlarda gösterilir. DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi eşitlik ve hakkaniyet yaklaşımının varsayımlarından birisidir?
a) Bir ilişkide, bireyler birbirlerinin kazançlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışırlar.
b) Bireyler, bir ilişkinin hakkaniyete uygun olmadığını anladıklarında hoşnutsuz olurlar.
c) Hakkaniyetsizliği algılayan birey, o çevreden uzaklaşır.
d) Birey ödül dağıtımında kural dışı davranabilir.
e) Ödüllerin dağıtımında statü etkili olur.

2. İnsan ilişkilerinde karşılıklı bağımlılığı ödül-ceza ilişkisi bağlamında ele alan aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
f) Ödül, maddi ya da manevi olabilir.
g) Ödül, kişiden kişiye azalan ya da artan değerdedir.
h) Ödülün sadece kişilik boyutu işlevseldir.
i) Birisi için ödül olan şey diğeri için olmayabilir.
j) Mevki, para, bilgi, mal ya da hizmet birer ödül niteliği taşıyabilir.

3. Aşağıdakilerden hangisi çatışmaya ilişkin doğru bir ifadedir?
a) Çatışma, günlük yaşamın doğal bir parçasıdır.
b) Çatışmanın kendisi olumsuzdur.
c) Çatışmaların her zaman yıkıcı sonuçları olur.
d) Çatışma çözümünde tepkiler olumsuzdur.
e) Çatışmalar her zaman ilişkilerin sonlanmasına neden olur.

4. Aşağıdakilerden hangisi çatışmaya neden olan sorundan kaçınmayı tercih eden bireyin başvurduğu yollardan birisi değildir?
a) Davranış görmezden gelinir.
b) Kaybeden, kazanana karşı düşmanlık besler.
c) Karşı tarafa duyulan saygı azalır.
d) Kazananda anlayışsızlık ve bencillik duyguları gelişir.
e) Korkuya bağlı boyun eğme davranışı gelişir.

5. Aşağıdakilerden hangisi “doyum” kavramını açıklayan ifadedir?
a) Bireyi ilişkide tutma yönünde etkili olan olumlu ve olumsuz güçlerin tümüdür.
b) Bireyin, bir ilişkinin niteliğine ilişkin öznel değerlendirmesidir.
c) Bireyin, ilişkilerinde, yer aldığı ortamlarda ve yaşamının her anında saygınlık kazanma isteğidir.
d) Bireyin sorunlara ilişkin çözüm arayışlarında birbirini tamamlayıcı bilgi arayışıdır.
e) Bireyin çeşitli nedenlerle etkileşimde bulunduğu ortamlarda kurallara uyumlu davranışlar sergilemesidir.

6. Aşağıdakilerden hangisi insan ilişkilerinin temelinde yer alan unusrlardan birisi değildir?
a) Karşılıklı ilgi
b) Kendine özgü olma
c) Bedel ödeme
d) Eylemde isteklilik
e) Onur
Karşılıklı Bağımlılık ve Psikolojik Doyum
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 20

7. “___________, tarafların ilişkinin kötüye gitmesine izin verdikleri durumu ifade eder” cümlesinde boş bırakılan yere uygun kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Terk etme
b) Bitirme
c) Ayrılık
d) Boş verme
e) Yatırım
8. Aşağıdakilerden hangisinde bağlanmayı etkileyen unsurlardan birisi yer almaktadır?
a) Bağlanma, bireylerin değerleri ve ahlak ilkelerinden etkilenir.
b) Bağlanma, sadece bireyler arası farklılıklardan beslenir.
c) Bağlanma, ilişkiden memnuniyet duyan bireyin doyuma ulaşmasıyla gerçekleşir.
d) Bağlanma, bedel ve özveri ile doğrudan ilişkilidir.
e) Bağlanma, bireyin etik ve moral değerlerinden bağımsızdır.

9. Aşağıdakilerden hangisi ilişkiye yapılan yatırım unsurlarından birisi değildir?
a) Zaman
b) Bağlanma
c) Enerji
d) Duygusal katılım
e) Karşılıklı özveri

10. “İnsanlar ilişkilerinden doyum almadıklarında seslendirme, ___________, boş verme ve ____________ tepkilerinden herhangi birini sergilerler.” İfadesinde boş bırakılan yerlere uygun kavramlar aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
a) ayrılık – tepki vermeme
b) geri çekilme – bitirme
c) ayrılık – kaçınma
d) geri çekilme – tepki vermeme
e) bağlılık – bitirme
Cevap Anahtarı:
1.B, 2.C, 3.A, 4.E, 5.B, 6.C, 7.D, 8.A, 9.B, 10.D,

KİŞİLERARASI İLETİŞİM ÜNİTE4

10 Nis

SOSYAL BİLİŞ VE HAFIZANIN İŞLEYİŞİ
İNSAN PSİKOLOJİSİ VE SOSYAL BİLİŞ
Biliş, insanların çevreleri ile etkileşimlerinde diğer bireylere ilişkin olarak edindikleri enformasyonu nasıl yorumladıkları, çözümledikleri, hatırladıkları ve kullandıklarıyla ilgilidir.Biliş, insanların çevreleri ile etkileşimlerinde diğer bireylere ilişkin olarak edindikleri enformasyonu nasıl yorumladıkları, çözümledikleri, hatırladıkları ve kullandıklarıyla ilgilidir.Sosyal biliş üzerine yapılan çalışmalarda ağırlıklı olarak, başka bireyler, toplumsal gruplar, toplumsal roller ve toplumsal durumlar bağlamında bireysel deneyim konuları ele alınmaktadır.
Toplumsal Dünyayı Anlama
Sosyal biliş, dünyayı doğru olarak anlama ve toplumsal yaşamı çözümleme kaygısını ortaya koymakla birlikte, bireyin değerlendirmeleri, algıladığı ve deneyimlediği bilgi çerçevesinde olmaktadır. Bu bağlamda bireyin anlamlandırma ve açıklamalarının yanlı olduğunu ifade etmek yanlış olmaz.Yanlılık ve bireyin gözlemlenen hataları, toplumsal çevre hakkındaki çıkarsamaların ipuçlarını sunar.Bireysel süreçler ve bilişsel farklılıklar çok sayıda bireyin aynı durumu farklı değerlendirmesine neden olacaktır
Toplumsal Çıkarsama
Birey, içinde bulunduğu toplum, ait olduğu topluluk, yaşadığı mekân ve ilişkiler hakkında sürekli enformasyon edinme çabası içerisindedir. Yaşantısını anlamlandırması için bireyin böyle bir iletişimsel sürece girmesi gerekir. Bilgi Toplama: İnsanlar, bir konu, kişi, olay veya olgu hakkında belirli kanılara ulaşabilmek ve değerlendirmede bulunabilmek için çeşitli kaynaklardan bilgi toplamaya çalışırlar.
Önceden beklentiler:
Önceden tanıdığı ve kişilik özelliklerini bildiği bir bireyin, başvurduğu işyerinde çalıştığını öğrenen birey, işyeri ile önceden tanıdığı kişi hakkında ilişkisellik kurarak, değerlendirmesini bu ilişkisellik üzerinden yapabilir. Ancak, bu tür beklentiler bireyin yanlış kanılara kapılmasına ve yanlış kararlar vermesine neden olabilir. Bununla beraber, beklentiler, başka türlü açıklanması olanaksız birçok bilgiyi elemede faydalı olabilir. Ancak, dört koşul özellikle sorunludur:
Yanlış beklentiler
Farkındalık eksikliği
Bilgilerin dikkate alınmasının bütünüyle engellenmesi
Bilginin beklentilerle tutarlı olmadığı için reddedilmesi
Bilgide yanlılıklar: Toplumsal algılayıcı bir kez bir çıkarsamayla hangi bilgilerin ilgili olduğuna karar verdikten sonra bilgileri toparlamaya başlar ve hangi bilgi parçalarının gözden geçirilmesi gerektiğine karar verir. Bilgide yanlılıkların bulunması halinde sınırlı bilgiye dayalı yargılar çarpıtılabilir.
Küçük örneklem: Elde edilen bilgi çok azsa ve çıkarsama bu bilgi üzerinden yapılıyorsa, yanılma payı yüksektir. Bilgi kaynağı ve miktarı arttıkça yanılma payı azalmaktadır.
İstatistiki bilgi-olay tarihçesi bilgisi:
İnsanlar istatistiki olana değil de olayların renkli tarihlerine ilişkin bilgiye daha fazla ilgi duyarlar.
İnsanlar genellikle bir tartışmada birilerini ikna etmek için istatistiksel bilgilerden yararlanırlar. Ancak, karşılıklı konuşmaya dayalı olay tarihçesi kanıtları, insanları sık sık istatistiki bilgileri görmezden gelmeye itmektedir.
Olumsuz bilgi: Bir konu, olay veya kişi üzerine yapılan araştırmada ulaşılan birkaç olumsuz bilgi, yanıltıcı kararlar vermeye yol açabilir. Olumsuz bilgi, olumlu bilgiden daha dikkat çekicidir. Dolayısıyla yargıya varılırken olumsuz bilgiye daha fazla ağırlık verilmektedir. Bilgileri Bütünleştirme: İnsanların bilgileri bütünleyici yetenekleri ve bir kanı oluşturma süreçleri rastlantısaldır. Yargılama sürecinde bireyin, âdeta bir makineymişçesine ölçütleri tutarlı olarak kullanması, bilgileri standart biçimde ağırlıklandırması, bilgileri formüller çerçevesinde bir araya getirmesi mümkün olamaz. Tersine birey, seçtiği bilgileri değerlendirirken kalıp yargılardan etkilenebilir.
Birlikte değişme yargıları: Toplumsal yaşamında birey, olay, olgu veya kişiler hakkında bilgi toplamakla kalmaz, neyin neyle ilişkisi olduğunu da çözümlemeye çalışır.Birlikte değişmeye ilişkin yargılarda bulunurken insanlar belirli hatalar yapmak eğilimindedirler.
Yanılsama Korelasyon: İki şey arasında ilişkililik durumunu abartmak ya da bir ilişki olmadığı hâlde varmış gibi görmek eğilimidir. Çok sayıda faktör yanılsama koreslasyona neden olabilir. Çağrışımsal anlam, yani, beklentiler temelinde birlikte gitme durumu bir nedendir. Yanılsama korelasyonun nedenlerinden birisi de eşleştirilmiş seçilebilirliktir. Burada iki şeyin birlikte gittiği düşünülebilir, çünkü alışılmamış bir özelliği paylaşırlar.
Çevreleme Etkileri:
En yaygın çerçeveleme etkisi, bir kararın sağladığı kazançlar ya da neden olduğu kayıplar açısından sunulmasıdır. Karar seçenekleri, içerdikleri riskler açısından ifade edildiğinde bireyleri çok daha dikkatli ve tedbirli olmaya, kazançlar açısından ifade edildiğindeyse daha fazla gönüllü olmaya itmektedir.
Heyecanlar ve Çıkarsama
Duygu-Durum ve Çıkarsama: İyi bir duygu-durumda olan birey, -arkadaşları ile güzel vakit geçirmiş, sınavda başarılı olmuş vb.- sosyalleşir ve davranışlarında daha özgeci (yardım edici) hâle gelir. Kötü bir duygu-durumunda ise, içine kapanır ve başkalarına karşı duyarsızlaşır. Kimi zaman da kötü durumdan kurtulmak isteyen birey, sosyalleşerek olumlu davranış ve etkileşimlerde bulunabilir.
Duygu-durum belleği etkiler. İnsanlar değeri o anki duygu-durumlarına uyan malzemeyi daha kolay anımsamaktadırlar. Bu etki, duygu-durum tutarlı bellek olarak ifade edilir.
Duygu-durum yargıları etkiler: Neşeli insanın vereceği kararlar ile mutsuz, kederli bir insanınkiler aynı olmaz. Olumsuz duygu-durum hâlindeki birey, başkaları hakkında olumsuz değerlendirmelerde bulunabilir.
Duygu-durum insanların geleceğe ilişkin kestirmelerini etkiler: Depresyondaki birey, kötümser kestirmelerinde daha gerçekçi olmak eğilimindedir. Bununla beraber olumlu olayları kestirmede o kadar iyi değildir. İyimserler içinse tersi durum geçerlidir.
Duygu-durum yargılara nasıl varılacağını etkiler: Mutlu insanlar, karar almada daha kapsayıcı, içerici ve içtepiseldirler. Kararları çabuk alırlar. Daha değişken şeyleri bir kategori altında toplar ve kalıp yargısal düşünürler. Olumsuz bir duygu-durum ise bilgi işleme sürecini yavaşlatır. İnsanlar daha metodik ve kusursuzdurlar, ancak yavaş karar verirler. Kronik duygu-duruma sahip olan bireyler açısından bakıldığında, dışa dönük bireylerin olumlu bilgilerden etkilendiği, ileri derecede nevrotik olanların ise olumsuz bilgilere daha duyarlı olduğu gözlemlenir.
Otomatik Değerlendirme: İnsan yaşamındaki birçok biliş süreci otomatik ve farkında olunmaksızın gerçekleşir. Yaşamı boyunca birçok olumlu ve olumsuz durumla karşılaşan birey, duygusal, bilişsel ve davranışsal tepkilerinde otomatik hâle gelebilir.
Güdü ve Çıkarsama: Bireyin bilgileri nasıl işleyeceği ve bir araya getireceği, yapmak istediği çıkarsamalardan etkilenir. Bireyin belirli bir alandaki uzmanlığı, sosyal çıkarsamasını etkilemektedir.
Düşünce ve Duyguları Bastırma: Birey, düşüncesini bastırmaya çalışırken kendisini oyalayacak işler yapmaya çalışır. Ancak, düşünceleri bastırmak çoğu zaman olanaksızdır. Bu baskılama, fizyolojik süreçleri de etkiler.
Duygusal Kestirmeler: Duygusal tepkilerin ne kadar süreceğini kestirmek de oldukça güçtür. Birey duygusal tepkilerinin gerçekte olduğundan daha uzun ömürlü olacağını tahmin eder. Bunun temel nedeni de;
ü Bireyin, bir tek olayın (üniversite sınavını kazanmak, yeni bir işe başlamak, evlenmek vb.) geleceği üzerindeki etkisini abartması ve
ü Bireyin, öteki aracı olayların geleceğe ilişkin duygu ve düşünceleri ne kadar etkileyeceğini anlamadaki başarısızlıktır.
Toplumsal çıkarsamanın çeşitli hatalara yol açması ihtimali mutlaka vardır.(DİKKAT!!! SAYFA 8’DEKİ ŞEMAYI MUTLAKA İNCELEYİN,BU KONU HAKKINDA DAHA GENİŞ KAPSAMALI BİLGİ SAHİBİ OLURSUNUZ…)
Şematik Bilgi İşleme
Şema, bir kavram ya da uyarıcı hakkında örgütlenmiş ve yapılandırılmış bir biliş takımıdır. Biliş, bilgisine sahip olunan her şeydir. Aşırı derecede çok karşılaşılan olaylar hakkındaki şemalar ise kalıp olarak adlandırılır. Şemalar,
ü Belirli kişiler ve toplumsal rollere ilişkin olabilir
ü İnsanların kendilerine ilişkin olabilir
ü Belirli nesnelere ilişkin tutumlar olabilir
ü Sık karşılaşılan olaylara ilişkin algılar olabilir
Bir kalıp belirli bir süre için standart bir davranışlar sırasını ifade eder. İnsanlar çevrelerini yorumlarken şema ve kalıplardan yararlanırlar. Şemalar, hiyerarşik biçimde örgütlenir. Genellikle durum, olay ve olgulara ilişkin insanların zihninde bir oluş sırası mevcuttur. Bununla beraber, farklı oluş kategorileri de geliştirilebilir.
1)Şemalar bilgi işleme sürecini kolaylaştırır: Şemalar, büyük bilgi yığınlarının hızla ve kolaylıkla işlenmesini, bilginin anımsanmasını, yeni bilgilerin yorumlanmasını ve çıkarsamalarda bulunmayı sağlar.
2)Şemalar anımsamayı kolaylaştırır: Bellek, kişi, olay, durum ve olguların şematik temsiline bağlı olarak işler. Şamalar, ayrıntıları taşır. Şema, tutarlı ayrıntıların daha rahat anımsanmasını sağlar. Tutarsız bilgiler de ilişkisiz bilgilere göre daha kolay hatırlanmaktadır.
3)Şemalar bilgi işlemeyi hızlandırır: Bilgi, durum ya da kişiye ilişkin önceden bir bilgiye sahip olunduğunda bilginin işlenmesi kolaylaşır.
4)Şemalar otomatik çıkarsamayı kolaylaştırır: Bazı şema-ilişki çıkarsamalar, bilinçli çabaya gerek kalmaksızın otomatik olarak gerçekleşir. Bu durum, özellikle en çok çevreden kaynaklanan bilginin açıkça belli bir şemayı işaret ettiğinde görülür.
5)Şemalar bilgi ekler: Şemalar, bilgilerdeki eksiklik ya da boşlukların kapatılmasına yardımcı olur.
6)Şemalar yorumlamayı kolaylaştırır: Belirli bir alanla ilgili bütün bilgileri ilişkilendirmede yardımcı olan şemalar, belirsiz durumların yorumlanmasını kolaylaştırır.
7)Şemalar beklentilerin biçimlenmesine yol açar: Şemalar, nelerin olması gerektiği konusunda beklentileri kapsar. Beklentiler ise belirli bir durumun ne kadar olumlu ya da olumsuz bulunacağını belirler.
8)Şemalar duygu içerir: Belirli bir şemanın kullanımı, duygusal bir tepkiye yol açabilir. Çevreden kaynaklanan bilgi, belli bir şemaya uyduğunda, o şemaya bağlanmış duyguyu tetikler.
Şemalar temelde hata ve yanlılıklara yol açabilmektedir. Birey bir şemaya uyan bilgileri sorgulamaksızın kabul etme eğilimi taşır. Şemadaki boşluklar doldurulurken birbiriyle ilişkisiz ögeler öne çıkabilir.İnsan zihninin işleyişinde zihinsel temsiller, çeşitli biçimlerde kurulur, hafızada saklanır, değişime uğrar ve geri çağrılır, yani hatırlanır.Temsiller genellikle birbiriyle ilişkili ağlar, şemalar, örneklendirmeler/modellemeler ve dağınık yapılanmalardan oluşur. Nesne veya kavramların yapısal bir birimini oluşturan şema, kısa ve genelleştirilmiş bilgiyi temsil etmektedir.Şemalar zihinsel değerlendirme ve yargılama süreçlerini harekete geçirme özelliğine sahiptirler. Şemalar, bireyin ileriye dönük tahmin etme ya da kararını yeniden gözden geçirme eğilimlerinin de tetikleyicileri arasında yer almaktadır. Bilişsel Kolaylaştırıcılardan Yararlanma, BİLİŞSEL KESTİRME YOLLAR ; Temsil Edicilik Kestirme Yolu,Benzeştirme Kestirme Yolu,Ulaşılabilirlik Kestirme Yolu,Dayanak Noktası ve Uyarlama Kestirme Yolu…Şeklindedir.
Bilgi Yorumlamada Hangi Şemanın Kullanılacağını Belirleyen Etmenler, ETMENLER; Doğal Dış Sınırlar,Çarpıcılık,Öncelik,Hazırlanmış Olma, Önem, Bireysel Farklılıklar,Amaçlar…Şeklindedir.
Şemalar, insanların deneyim ve yaşantılarından çabuk anlam çıkarmalarını sağlaması açısından önemlidir. Birey çıkarsamalarında ikili bilgi işleme yoluna başvurur. Bir başka ifadeyle insanlar, bilgileri ya şemaların hızlı, çabasız yol gösterici kullanımları yoluyla ya da özgül durumdaki kanıtlardan yararlanarak sitematik yollarla işlerler. Şemaların daha az kullanılmasına ve bilgi üzerinde daha fazla durulmasına yol açan koşullar arasında çıktı bağımlılığı gelmektedir. İnsanların çıktıları işin içine girdiğinde, başkaları hakkındaki bilgilere daha fazla dikkat edilir. İnsanların şemalarına daha az, verilere daha çok dikkat etmelerinin bir diğer koşulu da sorumlu tutulma olasılığıdır. İnsanlar başkalarına kendilerini haklı göstermek isteğindeyse veya sorumlu tutulmaları olasılığı bulunuyorsa, şemanın ötesine geçerek verilere odaklanmaktadırlar. İnsanlar zaman baskısı altında karar alırken şemalarını daha çok kullanma eğilimi taşırlar. Ayrıca ulaşılabilir bütün bilgilerin şemaya iyi uyar göründüğü ve verileri daha iyi dikkate almaya güdülendiği durumlarda birey, şemaları kullanmayı tercih eder. Birey, kişi veya duruma ilişkin daha önceden elde ettiği verilerle deneyimlerini karşılaştırır ve buna doğrulayıcı denence sınaması denir. Kimi zaman birisi hakkında sahip olunan şema, daha sonraki şemaları etkilemesinin yanı sıra o kişinin gerçek davranışlarını ve kendisine ilişkin izlenimlerini de etkiler. Bu duruma, kendisini doğrulayan kehanet adı verilir. Şemalar o kadar güçlüdür ki, çevreden gelen bilgilerin yorumunu etkilemesinin yanı sıra çevrenin şemayla tutarlı hâle gelecek biçimde değiştirilmesine de neden olur. Her zaman olmamakla birlikte, beklentilerin benlik kavramını zorladığı durumlarda, yani algılayıcının beklentileri hedefin davranışı üzerinde etkili olduğunda değişim gerçekleşir.
HAFIZA: İŞLEYİŞİ VE GEREKLİLİĞİ
Hafıza, insan varlığına ilişkin tüm olguları tek bir bütün içerinde toplar. Kodlama, saklama ve geri çağırma işlevselliğine sahiptir. Hafızanın Biyolojik ve Psikolojik Temelleri
Farklı hafıza evreleri, beyindeki farklı yapıları devreye sokar. Kodlama sırasında faaliyete geçen beyin bölgelerinin çoğu sol yarı kürede, geri çağırma sırasında faaliyete geçen beyin alanlarının çoğu da sağ yarı kürededir. Hafıza, materyali birkaç saniye için depolamayı gerektiren durumlar (kısa süreli hafıza) ile uzun aralıklarla kaydetmeyi gerektiren durumlar (uzun süreli hafıza) arasında ayrım yapar. Kısa ve uzun süreli hafızalar için beynin farklı bölümleri işlemektedir. “Özellikle korteksin altında ve beynin ortasına yakın bir yapı olan hipokampüs, kısa süreli hafıza için değil, uzun süreli hafıza için önemlidir”. Farklı bilgi türleri için farklı hafızalar işlemektedir. Bireyin olguları saklamak için kullandığı uzun süreli hafıza ile becerileri saklamak için kullandığı hafıza birbirinden farklıdır. Bu farklılığı gösteren bulgular, hem biyolojik hem de psikolojik niteliktedir. Geçmişte, belirli bir zamanda ve mekânda gerçekleşmiş bir olayın hatırlanmasını sağlayan açık hafıza, kodlama, saklama ve geri çağırma işlemleri açısından farklılıklar sergiler. Beceriler için kullanılan hafıza ise gizli hafıza olarak adlandırılmaktadır.
Kısa Süreli Hafıza
Bilginin kısa süreli hafızaya kodlanması sırasında sadece ‘seçilmiş olan şey’ içerilir.Bilgi, hafızaya belirli bir kod ya da temsil olarak girilir. Sözlü ögelerin görsel bir temsil içinde canlandırılması da mümkündür. Bununla birlikte kısa süre içerisinde görsel ayrıntılar değil de akustik kod kalacaktır. Akustik kodun üstünlüğü, esasında sözel materyallere uygulanmaktadır. Sözlü olmayan ögelerin saklanması durumunda görsel kod daha önemli hâle gelir.Kısa süreli hafızada görsel imgenin fotoğrafik açıklıkta saklanması çok güçtür. Bu yetenek daha çok çocuklarda görülmektedir. Çocuklar ayrıntıları doğrudan görüntüsel bir imgeden okumaktadırlar. Görüntüsel imgelemin sıklığı çocuklar arasında bile çok azdır. Hem akustik hem de görsel kodların varlığı, kısa süreli hafızanın, ‘akustik tampon’ ve ‘görsel-uzamsal tampon’ vasıtasıyla depolandığını ortaya koymaktadır. Kısa süreli hafızanın kapasitesi çok sınırlıdır. Ortalama olarak bu sınır yedi ögedir (7 ± 2) ve bu sayı iki öge kadar değişebilir. Bazıları beş öge sayabilirken, bazıları hafızalarında dokuz ögeyi saklayabilirler. Bu rakam bireyin hafıza uzamını ifade etmektedir. Ancak birey, birbirini izleyen harf ve sayı gruplarını uzun süreli hafızada tutulabilen birimler içinde yeniden gruplayarak kısa süreli hafızasını destekleyebilir. Bu türden birimler, küme (chunk) olarak adlandırılır.Kısa süreli hafızada yedi öge tutulabilir, ancak bunlar hemen unutulacaktır.
Uzun Süreli Hafıza
Uzun süreli hafıza, birkaç dakika kadar kısa ve bir ömür kadar uzun aralıklarla bilgi saklanmasını içerir.Uzun süreli hafızada akustik, görsel izlenimler, tatlar ve kokular da kodlanır. Uzun süreli hafızada unutma durumunun geneli, bilginin kendisinin kaybedilmesinden çok bilgiye ulaşımın kaybedilmesinden kaynaklanır. Geri çağırmayı zayıflatan etkenler arasında bozucu etki gelmektedir. Duygular da hafıza üzerinde etkilidir. Duygu, uzun süreli hafızayı en az beş biçimde etkiler:
Birey, duygusal olarak yüklü durumları, nötr durumları düşünmekten daha fazla eğilimlidir. Birey, heyecan verici anıları, sıradan anılardan daha çok tekrarlar ve düzenler.
Flaş anılar, duygu yüklü ve önemli olaylar ile içinde bulunulan koşulların sürekli kaydı anlamına gelir.
Duygusal anılar, hafızanın biyolojik temelli işleyişiyle de ilişkilidir.
Olumsuz duygular geri çağırmayı engelleyici rol oynayabilir.
Duygu, hafıza üzerinde bağlam etkisi kurabilir.
KİŞİLİK VE BİREYSELLİK
Toplumsal bir varlık olarak insanın etkileşimlerinde rol oynayan birçok faktör bulunur. Bu faktörlerin her biri bireyin kişisel özellikleri üzerinde etkili olabilmektedir. Doğuştan gelen biyolojik etkenlerle çevrenin, kişinin gelişim çizgisini belirleyici yöndeki etkileşimi inceleme konusu olarak, insan davranışının nedenlerinin sorgulanması yönünde de önemlidir.
Kişisel Farklılıklar
İnsanların yaşamlarında doğrudan etkisi bulunan bireysel benzerlik ve farklılıklar bir arada yaşayabilmelerinin ve dayanışma içerisinde olabilmelerinin bir ön koşulunu oluşturur.Kişisel farklılıkları bulgulamak amaçlı olarak yürütülen çalışmalarda ve yapılan testlerde, yeniden üretilebilen tutarlı sonuçlara ulaşılabilmesi açısından güvenilirlik, ilişkiselliğin doğru kurulabilmesi bağlamında ise geçerlilik önem kazanmaktadır. Zekânın bileşenleri üzerine yapılan çalışmalarda,
Problem çözmede karar verme ve denetim süreçleri,
Performans bileşenleri (planları uygulayan süreçler),
Yeni bilgileri edinme süreçleri,
Hafızada depolanan bilgiyi geri çağırma süreçleri,
Tutulan bilgilerin bir durumdan diğerine aktarılmasını sağlayan süreç ön plana çıkar.
Kişilik
Kişilik, bireyin fiziksel ve sosyal ortamıyla etkileşime tarzını ortaya koyan, düşünce, duygu ve davranışın ayırt edici ve karakteristik örüntüleridir. Her an birileri ile etkileşim halinde olan birey, her bir etkileşimine bağlı olarak karşısındaki hakkında çeşitli kanılara ulaşabilir. Kişilik özelliklerinin nasıl tanımlandığına ilişkin bir sistematik belirlenebilmesi açısından Eysenck ve arkadaşlarının (1965) geliştirmiş oldukları ‘Kişilik Faktörleri’ skalası incelemeye değerdir.Skalada görülen duygusal istikrar ve istikrarsızlık ekseninde ‘nörotisizm’, içe dönüklük ve dışa dönüklük ekseninde ise ‘dışa dönüklük’ faktörü tanımlanmaktadır. İçe dönüklük-dışa dönüklük, bir kişinin temel yöneliminin kendisine ya da dış dünyaya dönük olma derecesini açıklar. Ölçeğin içe dönüklük ucundaki kişiler utangaçtır ve tek başlarına çalışmayı yeğlerler. Dışa dönüklük ucundaki kişiler ise sosyaldirler ve diğer insanlarla temas edecekleri ortamlarda çalışmayı isterler. Nörotisizm ise duygusallık boyutudur ve ölçeğin bir ucunda karamsar, diğer ucunda da sakin ve uyumlu kişiler vardır. İnsanların belirli durumlara nasıl tepki verdiklerine bağlı olarak geliştirilen ‘kişilik envanterleri’ de belirli kişilik özelliklerini ortaya koyar. Bir kişilik envanterindeki her madde kişilik özelliklerini örneklemek için oluşturulur. Beş Özellik Faktörü :
ÖZELLİK FAKTÖRÜ
Açıklık
Dürüstlük
Dışadönüklük
Uyumluluk
Nörotisizm
TEMSİLİ ÖZELLİK ÖLÇEKLERİ
Göreneksel-özgür Macera sevmez-cüretkâr
Tutucu-liberal
Dikkatsiz-dikkatli
Güvenilmez-güvenilir
İhmalkâr-Dürüst
Çekingen-sosyal
Sessiz-konuşkan
Tutuk-atak
Alıngan-munis
Zalim-iyi kalpli
Bencil-özverili
Sakin-endişeli
Katı-incinebilir
Kendinden emin-güvensiz
Kişilik özelliklerini belirlemek üzere geliştirilmiş çok farklı testler bulunmaktadır. Deneğin, doğru veya yanlış olarak yanıtladığı ifadelerle kişilin analiz edilmeye çalışıldığı ‘Ölçüt Anahtarlı Yöntem’; üzerinde kişilik özelliklerinin yer aldığı kartların deneğe sunularak kendisine en yakın olan ifadeleri ayırmasının istendiği ‘Q Yöntemi’; serbest çağrışım tekniğinin kullanıldığı ‘Projektif Testler’; mürekkep lekesine benzeyen karmaşık şekillerin anlamlandırılmasına dayanılarak kişilik özelliklerinin belirlenmeye çalışıldığı ‘Rorshach Testi’; kişisel deneyimleri veya zihinsel kurgulamaları açığa çıkarması amaçlanan resimlerin gösterilmesi ve ardından bireyden bir deneysel öykülendirme yapmasının istendiği ‘Tematik Kavrama Testi’ en yaygın kullanılan testler arasında yer almaktadır.
Kişilik Farklılıklarının Nedeni Olarak Kişilik-Çevre Etkileşimleri
Kişiliğin oluşmasında çevre faktörünün etkileri, bireyin doğumuna değin uzanır. Çevre, üç etkileşim biçimi ile çocuğun kişiliğinin bir işlevi hâline gelir: Reaktif, evokatif ve proaktif etkileşim.GEÇERLİ ŞEMA: Reaktif Etkileşim;
· Farklı bireyler, aynı ortamı farklı biçimde yorumlar, bu ortamda farklı tepkiler gösterir ve yaşarlar. Duyarlı bir çocuğu sert bir bakış kolayca etkilerken; kardeşi belki de bu kadar etkilenmeyecektir. Dışa dönük çocuk için çevresindeki tüm uyaranlar dikkat çekici iken; içe dönük bir çocuk birçok uyaranın farkına varmayabilir.
Her bireyin kişiliği, öznel bir psikolojik nesnel bir çevreden çıkmakta ve daha sonraki kişilik gelişmesini etkilemektedir. Örneğin ailede tüm bireyler için aynı ortam oluşturulsa da bu ortam tüm bireyler için psikolojik olarak eşit olmayacaktır.
Reaktif etkileşim, yaşam boyu devam eder.
Evokatif Etkileşim;
· Her bireyin kişiliği başkalarından ayrı tepkileri uyarır. Bir noktada çocuğun kişiliği, anne-babanın çocuk yetiştirme tarzı üzerinde etkili olur.
Evokatif etkileşim, yaşam boyu devam eder.
Proaktif Etkileşim;
· Çocuğun büyümesi ile ailesinin kendisine sunduğu ortamı aşma çabası ortaya çıkabilir. Böylelikle kendi ortamını seçmeye ve oluşturmaya başlar. Bu ortamlar da çocukların kişiliği üzerinde belirgin etki ortaya çıkarabilir.
Bireyin sosyal kişiliği, sosyalliğini daha da pekiştirecek rol oynar. Proaktif etkileşim, kişilerin kendi kişilik gelişimlerinde aktif ajanlar hâline geldikleri bir sürece işaret etmektedir.
Kişiliğin Yaşam Boyu Sürekliliği
İnsan yaşamında belirli kişilik örüntüleri ve davranış biçimlerinin süreklilik taşıdığı görülür. Aynı zamanda birey, sürekli bir değişim içerisinde olduğunu da yaşantılarından hareketle fark eder.Arkadaş ve eş seçiminde birey, kendisine yakın hissettiği, kendisi ile benzer değerleri taşıyanlarla yakınlaşır. Bu da bireyin kendisinde mevcut olan değer ve özelliklerin kalıcılaşmasını sağlar. Değişim baskısının en sık rastlanan kaynağı, toplumun cinsiyet rolü normlarıdır. Bireyin, toplum tarafından kabul gören cinsiyet rolünü benimsemesi ve yaşantısıyla örtüştürülmesi beklenir.
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. “_______, insanların çevreleri ile etkileşimlerinde diğer bireylere ilişkin olarak edindikleri enformasyonu nasıl yorumladıkları, çözümledikleri, hatırladıkları ve kullandıklarıyla ilgilidir.” ifadesinde boş bırakılan yere uygun gelen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Düşünce
b) Çıkarsama
c) Algı
d) Hafıza
e) Biliş

2. Aşağıdakilerden hangisi şemayı açıklayan bir ifade değildir?
a) Belirli kişiler ve toplumsal rollere ilişkin olabilir.
b) Fark edilmesi ihtimali düşük durumlara ilişkin olabilir.
c) Belirli nesnelere ilişkin tutumlar olabilir.
d) Sık karşılaşılan algılara ilişkin tutumlar olabilir.
e) İnsanların kendilerine ilişkin olabilir.

3. Aşağıdakilerden hangisi şematik bilgi işlemenin avantajlarından değildir?
a) Şemalar bilgi işleme sürecini kolaylaştırır.
b) Şemalar bilgi işlemeyi hızlandırır.
c) Şemalar mantıksaldır.
d) Şemalar bilgi ekler.
e) Şemalar yorumlamayı kolaylaştırır.

4. “Kimi zaman birisi hakkında sahip olunan şema, daha sonraki şemaları etkilemesinin yanı sıra o kişinin gerçek davranışlarını ve kendisine ilişkin izlenimlerini de etkiler. Bu duruma, _______ adı verilir.” ifadesinde boş bırakılan yere uygun gelen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Doğrulayıcı denence sınaması
b) Zaman baskısı
c) Çıktı bağımlılığı
d) Kendisini doğrulayan kehanet
e) Sorumlu tutulma olasılığı

5. Aşağıdakilerden hangisi bilişsel kestirme yolları arasında yer alır?
a) Ulaşılabilirlik kestirme yolu
b) Merkezi nokta kestirme yolu
c) Bilinmezlik kestirme yolu
d) Güçlü yönler kestirme yolu
e) Kör nokta kestirme yolu
6. “Farklı hafıza evreleri, beyindeki farklı yapıları devreye sokar. __________ sırasında faaliyete geçen beyin bölgelerinin çoğu sol yarı kürede, _________ sırasında faaliyete geçen beyin alanlarının çoğu da sağ yarı kürededir.” ifadesinde boş bırakılan yerlere uygun gelen kavramlar aşağıdaki seçeneklerden hangisinde yer almaktadır?
a) Hafıza – saklama
b) Kısa süreli saklama – geri çağırma
c) Kodlama – korteks
d) Kodlama – geri çağırma
e) Saklama – kodlama

7. Aşağıdakilerden hangisinde çevreye bağlı üç etkileşim biçimi sıralanmıştır?
a) Evokatif etkileşim – Preaktif etkileşim – Resesif etkileşim
b) Reaktif etkileşim – Aktivatit etkileşim – Evokatif etkileşim
c) Reaktif etkileşim – Evokatif etkileşim – Proaktif etkileşim
d) Aktivatit etkileşim – Resesif etkileşim – Proaktif etkileşim
e) Resesif etkileşim – Reaktif etkileşim – Aktivatit etkileşim

8. Aşağıdakilerden hangisinde duygu-duruma ilişkin verilen ifade yanlıştır?
a) Duygu-durum belleği etkiler.
b) Duygu-durum etkileşim kesitlerini etkiler.
c) Duygu-durum yargıları etkiler.
d) Duygu-durum insanların geleceğe ilişkin kestirmelerini etkiler.
e) Duygu-durum yargılara nasıl varılacağını etkiler.

9. Aşağıdakilerden hangisinde otomatik değerlendirmeye ilişkin verilen ifade doğrudur?
a) İnsan yaşamındaki bilişlerin tamamı farkında olunarak gerçekleşir.
b) Bireyin iyi ya da kötü olarak değerlendirmeleri, uzaklaşma tepkilerini artırır.
c) Bireyin sadece duygusal tepkileri otomatik hale gelir.
d) Bireyin değerlendirmeye ilişkin yargıları, sonradan edineceği bilgilerin işlenmesine rehberlik eder.
e) Karşılaştığı olumlu ve olumsuz durumlar bireyde bilişsel olarak yakınlaşma tepkisi açığa çıkarır.

10. Aşağıdakilerden hangisi bilgi yorumlamada hangi şemanın kullanılacağı belirleyen etmenlerden birisi değildir?
a) Tepkisellik geliştirme
b) Bireysel farklılıklar
c) Doğal dış sınırlar
d) Öncelik
e) Önem

Cevap Anahtarı:
1.E, 2.B, 3.C, 4.D, 5.A, 6.D, 7.C, 8.B, 9.D, 10.A

KİŞİLERARASI İLETİŞİM ÜNİTE3

10 Nis

KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİLERİ
Kişilerarası iletişimin temeli, toplumsal bir varlık olan insanın, çevresindeki diğer insanlarla etkileşime girme ihtiyacına dayanır. KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİSİ: GENEL BİR BAKIŞ
Bireyin davranışları, yalnızken ve yanında birileri varken farklıdır. Etkileşimde bulunmak ve çeşitli rolleri gerçekleştirmek duygusal durumların da sürekli değişmesini sağlar.Kişilerarası iletişim süreci, oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir, her an değişebilir ve birbiriyle ilişkili birçok faktörden etkilenir.Bireyin iletişim sürecinde başarılı olabilmesi, öncelikli olarak fiziksel gelişimini tamamlaması ile mümkündür. ‘Beceri’ kavramı, genellikle fiziksel davranışları anlatmak için kullanılır (psikologlar bunu motor beceri olarak aktarır). Motor beceriler, bireyin bedenini kullanabilmesi ve duyu organlarından yararlanabilmesi anlamına gelir.Motor beceriler kadar sosyal beceriler de insan yaşamında önem taşır.İnsanın günlük yaşamındaki tüm etkileşimlerinin örgütlenmesi ve koordinasyonunda, birbiriyle yakından ilişkili olan ‘iletişim becerileri’, ‘sosyal beceriler’ ve ‘kişilerarası iletişim becerileri’ ön plana çıkar.Kişilerarası iletişim becerileri, belirli sosyal yapılar içerisinde, belirli kurallar çerçevesinde diğerleriyle etkileşime girebilmektir. Kişilerarası iletişim becerileri, hem sözlü hem de sözlü olmayan iletişimi kapsar.Sosyal becerilerin kazanılmasında altı faktör önem taşır. Kişilerarası iletişim becerileri:
1)Öğrenilir.
2)Sözlü ve sözlü olmayan davranışlar bütünüdür.
3)Belirli motivleri ve tepkileri gerektirir.
4)Elde edilecek ödülleri en yüksek seviyeye çıkarır.
5)Belirli zamana ihtiyaç vardır.
6)Belirli davranışların konrolünü gerektirir.
7)Genel bağlamsal faktörlerin etkisi altındadır.
Bu çerçevede kişilerarası iletişim becerileri, amaca dönük, ilişkisel, durumsal olarak uygun sosyal davranışların bireylerce kontrollü olarak öğrenilmesi etkinliğidir. Kişilerarası iletişim becerilerinin geliştirilebilmesi için birey kendisini tanımalıdır. Kişinin kendisine yapacağı atıflar ise diğerlerinden geçerek yapılandırılır. Sosyal enformasyon işleme sürecinde işlerlik kazanan faktörlerŞEMASI: ‘’Algı èYorumlama ve DeğerlendirmeèEnformasyonu İlişkilendirme ve Tepki SeçimièTepkinin Ortaya Konulması ve Gözlem’’Şeklindedir. İletişimsel yeterlilik, kişilerarası iletişimin gerçekleşmesinin ön koşuludur.
KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİLERİ MODELİ GELİŞTİRME
Kişilerarası ilişkilerinde birey, belirli bir ‘amaç’ çerçevesinde harekete geçer. Davranışın bağlamı ne olursa olsun, birey ulaşmak istediği amaca dönük iletişim tarzı geliştirecektir. Becerilerin gelişmesi de bu amaca dönüktür.Amaca etkin bir şekilde ulaşılabilmesi için bireyin, ne yapmak istediğini uygun davranışa dönüştürmesi gerekir. Uygun şartların sağlanması, doğru eylemin seçimine bağlıdır. Yapılan seçimin ardından bedenin bu seçime uygun hareket edebilecek yeterliliğe sahip olması gerekir. Motor beceri öğrenildikçe, hareketler daha rahat yapılmaya başlar, zamanlama doğrudur ve hareketler bilinçdışı hale gelir. Toplumsal Beceriler Modeli’nin ŞEMA: Motivasyon Amaç—Algı—Dönüştürme—Motor Karşılık—Dış Dünyadaki Değişiklikler—şeklindedir. Kişilerarası iletişim becerisi geliştirme sürecinde ALGI, ilişkide başlangıç noktasını tayin etmek açısından önem taşır. (((DÖNÜŞTÜRME:Birisinin üzgün göründüğünü fark ettiğinizi ama kendisinin bu konuda hiçbir şey söylemediğini düşünün -ne yapmaya karar verirdiniz? Görmezden gelmeye ve her şey yolundaymış gibi davranmaya mı karar verirsiniz, yoksa onu sorun hakkında konuşması için cesaretlendirmeye çalışmanız gerektiğini mi düşünürsünüz? Sorunun ne olduğunu sormaya karar verirseniz, bunu doğrudan mı yaparsınız, yoksa daha dolambaçlı bir yol mu tercih edersiniz?))) Bireyin karşısındakine soru sormaya karar vermesinin ardından DAVRANIŞ aşamasına geçilir. Davranışın ortaya konulmasıyla birlikte karşı tarafın tepkisi ortaya çıkar. Karşı tarafın geribildirimine bağlı olarak iletişim süreci şekillenir. Verilen tepkiye göre ya konu tamamen kapatılacak ya da ayrıntılandırılmaya çalışılacaktır. Burada ortaya konulması gereken temel bazı noktalar şunlardır:
1)İki insanın etkileşiminde, temelde birbirinden farklı olsa bile, her iki taraf için de amaçlılık söz konusudur.
2)İnsanlar toplumsal bağlamda iletişime girerler.
3)Birey, sadece karşısındakinin tepkilerini gözlemlemekle kalmaz, kendi davranışlarını da gözlemleyerek geribildirim olarak değerlendirir.
4)İletişimde hem duygular hem de düşünceler etkili unsurlardır.
Argyle’in Toplumsal Beceriler Modeli, bireyin toplumsal durumlarda nasıl davranacağını öğrendiği önermesinde bulunur. Kişilerarası iletişim becerilerini açıklama çabası içerisindeki bir diğer model ise Hargie’nin İletişimsel Beceriler Modeli’dir. Bu model, bireyin günlük yaşantısında karşı karşıya kaldığı durumları ve geliştirdiği iletişimsel becerileri ortaya koyması açısından önemlidir.
İletişimsel eylemler amaçlıdır ve doğası gereği çeşitli hedeflere ulaşma isteği taşır. İletişimsel Beceriler Modeli’nin başlangıç noktası, ‘AMAÇ’tır. İhtiyaçlar, motivasyon ve amaç arasında da bir ilişkisellik bulunur. Motivasyon, bireyin davranışının doğası, gücü ve ısrarı üzerinde etkilidir. İhtiyaçlar ise motivasyon üzerinde yönlendirici rol oynar. Modelde yer alan ‘ARACI FAKTÖRLER’, bireyin içsel durumu, etkinlikleri ve koşullar karşısındaki tepkilerini harekete geçiren unsurlar olarak sıralanabilir. Aracı faktörler, kişilerarası iletişim sürecinde olay, olgu, nesne ve/veya kişilerin ‘nasıl’ algılanacağı ve bu algılama sürecinde bireyin tepkide bulunma kapasitesi üzerinde önemli roller oynar. Biliş, duyumsal girdilerin dönüştürülmesi, azaltılması, işlenmesi, saklanması, onarılması ve kullanımı süreçlerinin tamamını kapsar. Bu tanım aşağıda sıralanan durumları vurgulamaktadır:
1)Biliş, duyumsal enformasyonun dönüştürülmesi veya açımlanması yoluyla kullanılacak hale getirilmesi sürecini kapsar.
2)Bu amaçla, sisteme fazla yüklenme olmaması için genellikle enformasyonun azaltılması gerekir.
3)Aksine bazen bir konuda yorumda bulunulabilmesi, kişi veya olayların muhakeme edilebilmesi ve değerlendirilebilmesi için
miktarı az olan enformasyonun işlenmesi gerekebilir (Arkadaşım benimle konuşmuyor, çünkü dün akşam onu çok kırdım, ifadesinde olduğu gibi).
4)Enformasyon, kısa süreli veya uzun süreli bellekte saklanmaktadır. Bu tür bir saklama süreci, bireyin iletişimsel eylemlerinde tepkide bulunabilmesini sağlar.
5)Bireyin karar vermesi ya da sorun çözmesi durumlarında enformasyon yeniden gözden geçirilir ve onarılır.
Birey, çoğu zaman duygu merkezli ‘TEPKİ’lerde bulunur. Bireyin konuşması, sözlü ifadeleri kadar, sözü destekleyen ya da sözün inandırıcılığını şüpheye düşüren davranışsal tepkileri de bulunur.GERİBİLDİRİM’, kişilerarası iletişim becerisi geliştirirken bireyin ulaştığı aşamayı görmesini sağlar.Tepkinin ortaya çıkması ile birlikte geribildirim, bu tepkinin birey üzerindeki etkilerini ve sonuçlarını sergilemesi açısından önem taşır.Geribildirimin olmadığı durumlarda bireyin mevcut performansını değerlendirmesi ve iletişimsel gelişimini yönlendirmesi mümkün olmayacaktır. Geribildirimin üç önemli işlevi bulunmaktadır:
1)Geribildirim, motivasyon kaynağıdır –özellikle başarılı bir süreç söz konusuysa. Geribildirim performansın değerlendirilebilmesini sağlar.
2)Geribildirim, davranışın sonuçlarını görmeyi sağlar. Başarısız bir eylem sonucunda hatanın nerede olduğunun belirlenmesi ve yeni stratejiler geliştirilebilmesi açısından önemlidir.
3)Etkileşim sırasındaki geribildirim, karşı tarafın eylemini sürdürmesi açısından destek niteliğindedir.
ALGI’, iletişim becerisi geliştirebilmesi açısından bireyin yaşamındaki anahtar unsurdur. Yaşanan dünyayla bağların kopmamasını sağlar ve bireyi koşullara hazırlar.KİŞİ-KOŞUL BAĞLAMI’, bireyin iletişim becerilerinin gelişiminde kişi-koşul ilişkisini ortaya koyar. Bireyin kişilik özellikleri, olayları, olguları ve diğer insanları algılamasında yönlendirici rol oynar. Eğitimin başarıyla yürütülmesi ise, karmaşık yapıdaki sürecin doğru işlemesi ile mümkün olacaktır. Bu bağlamda;
1)Toplumsal becerilerin, tam anlamıyla motor beceriler gibi olmadığı ortaya çıkmaktadır.
2)Toplumsal becerilerin belirlenmesi, karmaşık bir süreci gerektirir.
3)Belli toplumsal becerilerin bir bileşeni olan davranışı belirlemek oldukça güçtür.
4)Her bir beceri için tek bir davranış kalıbı yoktur.
5)Beceri geliştirmek yönünde farklı eğitim yöntemleri kullanılmaktadır.
6)Eğitim süreci sonucunda bireydeki dönüşümleri ölçmek, her zaman kolay olmamaktadır.
KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİLERİNİNBİLEŞENLERİ
İletişim sürecinde, düşünce ve duygular kadar, bunların ortaya çıkarılması da önem taşır.Kişilerarası iletişim becerilerinin bileşenlerini şu başlıklar altında toplamak mümkündür:
1)Sözlü olmayan iletişim becerileri .2)Söylem ve konuşma. 3)Sosyal etkileşimde mesaj üretimi.4 Sosyal iletişimde mesajın algılanma süreci .5)İzlenim yaratma…
Sözlü Olmayan İletişim Becerileri
Sosyal etkileşim ve bunun değerlendirilmesi sürecinde çok sayıda sözlü ve sözlü olmayan kod ve ipucu gözlemlenir.Sosyal etkileşimde, çeşitli iletişim fonksiyonları sözlü olmayan iletişim becerileri ile ilişkilidir. Sosyal yeterlilik, bilgi/biliş (knowledge/cognition) ve bu bilginin performansa/davranışa (performance/behavior) dönüştürülmesinin bir bileşenidir. Sözlü olmayan iletişim sürecinde, hem iletme-alma yeteneği hem de duygusal zekâ ön plana çıkmaktadır.
İletme (Encoding) ve Alma (Decoding) Yeteneği: Mesajın karşı tarafa sözlü olmayan becerilerle iletimi, ‘sözsüz ifade yeteneği’, mesajın alınması sürecindeki beceriler ise ‘sözsüz duyarlılık’ olarak ifade edilir.
Duygusal Zekâ: Mayer ve Salovey (1997), duygusal zekayı, “duygusal ve entelektüel gelişimin sağlanması açısından duyguları ve duygusal bilgiyi anlamak; duyguların yansımalarını düzenlemek ve düşünceleri yönlendirmek için duyguları algılama ve duygulara erişim becerisi” olarak tanımlar. Duygusal zeka, çok boyutlu bir yapı sergiler. Mayer ve Salovey’in geliştirmiş oldukları modelde, (i) dikkat, (ii) açıklık, (iii) bilgi ve (iv) kişinin kendisinin ve diğerlerinin duygusal durumlarının yansımalı düzenlemesi boyutları yer alır. Bununla beraber, Goleman (1995, 1998) tipolojisinde gözlemlenen yeterlilikler ise, (i) kendinin farkında olma, (ii) kendini düzenleme, (iii) motivasyon, (iv) empati ve (v) sosyal beceridir. Bu yaklaşım, oldukça bireyseldir; Goleman’ın yaklaşımı, kişilerarası boyuttadır. Benzer biçimde Bar-On’un (1997) boyutları ise, (i) stres yönetimi, (ii) kişilerarası beceriler, (iii) şartlara ve çevreye uymadır.
Sözlü olmayan iletişim becerilerinin tayin edilmesi sürecinde, standartlaştırılmış performans ölçümleri, bireyselleştirilmiş performans ölçümleri ve kendini-raporlama ölçümlerinden yararlanılmaktadır.Cinsiyet, sözsüz iletişim becerisi geliştirilmesinde rol oynayan bir diğer önemli faktördür. Mesaj iletim ve alma noktasında da cinsiyetler arasında farklılıklar bulunabilir. Bireysel farklılıklar, sözlü olmayan iletişim becerilerinin geliştirilmesinde önem taşır. Bireyin yetenekleri açısından hem mesajın iletimi hem de alımı aynı düzeydedir. Kanal ve seçilen kanalın mesajla uyumlu olması, başarılı biçimde iletim ve algılama açısından önemlidir. Bu bağlamda yüz ifadeleri, ses gibi birçok unsurun ahenkli kullanımı ön plana çıkmaktadır.
Söylem ve Konuşma
İletişim becerisi üzerine yoğunlaşıldığında, ilişkilerde istendik sonuçlara ulaşılabilmesi açısından insanların ‘nasıl hareket ettikleri’ konusu gündeme gelir.Kişilerarası iletişimde koşullar, kişiler ve konular, ilişkinin tarzı üzerinde etkilidir.
Etkileşimin, bir bütün olarak değerlendirilebilmesi, bireylerin birbirleriyle olan geçmiş deneyimleri, yaşanmışlıkları, karakterleri ve birçok faktörün göz önünde bulundurulmasıyla mümkündür.Beceriler öğrenilebilir ve öğretilebilir.Beceri geliştirme yönünde alınacak olan eğitim, günlük yaşamda istendik sonuçlar elde edilmesini -ya da istenmedik sonuçlardan kaçınmayı- sağlar. Bu bağlamda öğrenme sürecinin ilk aşaması, ekme (cultivation) olarak değerlendirilir. Becerinin öğrenilebilir olmasına bağlı olarak ekme süreci başarıyla yürütülebilir.Konuşma ve bireysel söylem tarzı, motor becerilerden bağımsız düşünülemez. Bireylerin doğal iletişim performanslarını geliştirmelerinde motor becerilerin geliştirilmesi önem kazanmaktadır. Sosyal ve iletişim performansının geliştirilmesi, çoğu zaman günlük yaşam bağlamında değil de iş yaşamında duyulan gereksinimlere bağlı olarak gündeme gelir. Konuşma becerisi de diğer iletişim becerileri gibi deneyim kazanmaya bağlıdır. Birey, uygulamalar ve deneyimlerle becerilerini geliştirir.
Sosyal Etkileşimde Mesaj Üretimi
Sosyal etkileşim içerisinde bulunan bireyler kimi zaman ‘olumlu’ kimi zaman da ‘olumsuz’ ya da karışık geri dönüşler alırlar. Bu etkileşimler, formal ya da informal, işbirlikçi ya da rekabetçi, hiyerarşik ya da denkler arasında gerçekleşirSosyal etkileşim, insan hayatının rutin bir sürecini ifade etmenin ötesinde, çok çeşitli amaçlarla yapılıyor olması ve farklı iletişim araçlarına başvurulması nedeniyle birbirinden oldukça farklı durum, koşul ve yapılar sergilemektedir.
Amaç, Plan ve Eylem İlişkisi
Bireysel eylemler ve sosyal etkileşim, amaç çerçevesinde organize olur; ‘bilgi’ eylem için gerekli bir unsura dönüşür.Bogdan’a göre “hedeflerinin olması ve bu hedefleri gerçekleştirmekten doyuma ulaşmak, bireylerin yaşam stratejisidir” .Bireyler dili kullanarak, mağazadan ayakkabı alır, arkadaşlarına bir akşam yemeği verir, dedikodu yapar ve çocuklarını eğitirler. Witgenstein (1953), bu tür etkinlikleri dil oyunları olarak adlandırır.
Mesaj Üretim Becerileri
Çok sayıda mesaj üretim becerisinden söz edilebilir.En önemlileri şu şekilde sıralanabilir:
1)Mesaj, koşullara bağlı olarak üretilir. Birey, çeşitli hedeflerine ulaşmak isterken diğer insanların eylemlerini göz önünde bulundurur. Kimi zaman bireyler arasında ortak hedefler belirebilir. Hatta benzer durumlarda tekrarlanan hedeflere rastlanır. Beslenme ve giyinme, sağlık sorunlarını giderme, çeşitli mal ve hizmetlerden yararlanma gibi ihtiyaçlar ortak amaçlar belirmesini sağla
2)Rutin olmayan sosyal etkileşimlerde mesaj üretiminin amaçları farklılaşır. Olağandışı durumlarda, birey davranış geliştirmek için enformasyon arayışına girer. Çok tanıdık gelen konular veya durumlar karşısında birey, rutin planlarını gerçekleştirme eğilimi gösterirken; ani ve daha öncesinde deneyimlemediği şartlar karşısında bilişsel süreçlerini yeni koşullara göre işletmeye başlar.
3)Mesaj üretimi, iletişim ihtiyacı çerçevesinde biçimlenir. Bazı iletişimsel etkileşim örneklerinde çok nadiren sözlü iletişime başvurulurken (otobüse binerken bilet ya da ücret uzatılması, alışveriş sonrasında kasiyerle kısa bir diyaloğa geçilmesi, gibi); bazılarında ise uzun konuşmalar ve çok yoğun görüşmelerin yapıldığı gözlemlenir.
4)İletişim durumları, kimi zaman anlık tepki vermeye dönük mesaj üretimini gerektirir. Bazı iletişimsel amaçlar, bireyi anında tepki vermeye zorlar.Mesela karşıdan karşıya geçerken aniden karşınıza bir aracın çıkması gibi.Diğer durumlarda ise birey düşünerek karar verir ve kendisi için en sağlıklı davranışı belirlemeye çalışır.
Mesaj Üretim Becerisi Belirleme Kriterleri
Mesaj üretim becerisinin kendisi çoğu zaman belirli kriterlerin varlığını gerektirir.Çok geniş bir kapsamda değerlendirilebilecek olan bu kriterleri, temel üç başlık altında ele almak mümkündür: Amacına ulaşma, yeterlik ve sosyal uygunluk/yerindelik.Birey, sosyal ilişkilerinde amacına ulaşmak üzere yaptığı planlarda ‘basite indirgeme’ eğilimindedir. Konuların, koşulların ve kişilerin tepkilerinin basite indirgenmesi, beklenmedik durumların gözden kaçırılmasına ve iletişim sürecinde başarısızlığa neden olur. Oysa her bir iletişimsel durum ayrıntılı olarak planlanmalıdır.Çoğu sosyal durumda, aynı amaca ulaşmak için alternatif planlara başvurulması gerekir. Burada en önemli parametre zamandır.Yeterlik, alternatiflerin farkında olmayı gerektirir. Planlama sürecinde alternatifler arasından seçim yapılabilmesi için, planların sonuçlarının iyi değerlendirilmesi gerekir.Mesaj üretiminde bir diğer önemli kriter de sosyal uygunluk/yerindeliktir. Sosyal etkileşim sırasında bireyler karşılıklı olarak birbirlerine olabildiğince nazik davranma eğilimi taşırlar.
Sosyal İletişimde Mesajın Algılanışı
Bireyin kendisine iletilen mesaja ilişkin bilgi birikiminin bulunması, mesajın doğru algılanmasında yardımcı olurBirey, mesajın algılanması sırasında tüm bilgilerini gözden geçirmek yerine, içinde bulunduğu duruma göre karar verebilir. Bu da yanlış anlamalara neden olabilir. Kimi zaman da mesajın kelimesi kelimesine ifade edilen anlamı ile iletişimde bulunan, mesajı ileten tarafın yüklediği anlam aynı olmayabilir.Krauss ve Chiu’nun (1998) da ifade ettiği gibi, iletişim etkileşimsel bir süreçtir ve bu nedenle de mesajın başarılı bir şekilde alınması, kişilerarası iletişimde bulunan tarafların amaç ve niyetlerinin doğru anlaşılması ile mümkün olacaktır.İki aşamalı süreç, Wyer ve Radvansky (1999)’nin teorisine dayanılarak ayrıntılandırılır. Bu bağlamda, şu iletişim süreçleri ön plana çıkmaktadır:
1)Yüz yüze, telefonda ya da elektronik posta aracılığıyla iki veya daha fazla kişinin enformasyon paylaşımında bulunduğu informal konuşma
2)Belirli amaçlarla hazırlanmış sorulara maruz kalan bireylerin bu soruları bağlamı çerçevesinde değerlendirerek cevaplamak durumunda kaldıkları görüşme/mülakat veya kanaat araştırması gibi koşullar
3)Enformasyon talebinde bulunmayan ve yanıt vermesine gerek görülmeyen genel bir kitlenin mesaja maruz kaldığı durumlar. Sosyal Anlamlandırma Süreçleri
Anlamlandırma iki biçimde gerçekleşebilir: Mesajı, üreten tarafça kurgulandığı semantik kavramlar ve referans-özellikli bilgi çerçevesinde kelimesi kelimesine anlamlandırm’ ve iletilen mesaja iletişimci tarafından yüklenen anlamın ön plana çıktığı pragmatik anlamlandırma. Anlamlandırma, aynı zamanda ‘sembolik’tir ve metaforlar üzerinden gerçekleştirilir. Örneğin, “Amerika, kocaman bir fast-food restaurantıdır.” ifadesi, harfi harfine doğru olmamakla birlikte, burada ‘fast-food restaurantlar’ ifadesi ile kastedilen, Amerikalıların ucuz ve kalitesiz mallar konusunda takıntılı olduklarıdır.Anlam,mesajı alan tarafın atfına bağlı olarak şekillenir.
Anlamlandırma sürecinde,
1)Sözlü olmayan kodlama ve sözlü enformasyon
2)Sözlü kodlama ve görsel enformasyon
3)Değerlendirme ve yargılama sürecinde enformasyon formatının etkisi
4)Mesajın değerlendirilmesi sürecinde bilgiye erişilebilirliğin etkis
5)Farkında olmanın etkileri
Mesaj Algılama Becerilerinde Öne Çıkan İlkeler
Sosyal ilişkilerde, bireyler tarafından karşılıklı olarak iletilen mesaj(lar)ın algılanması sürecinde, önem kazanan genel ilkeler sıralanmak istendiğinde aşağıdaki hususlar ön plana çıkmaktadır.
1)Sosyal bir bağlam içerisinde ortaya konulan mesajın alıcısı, kendiliğinden zihinsel bir temsiliyet arayışına girerek bu mesajı, insan veya olaylarla ilişkilendirme yoluna gidebilir. Bu temsiliyet hem sözlü hem de sözlü olmayan unsurları içerebilir.
2)Zihinsel temsiliyet bir kere yapılandırıldıktan sonra, mesajla ilişkili diğer tüm enformasyonlara ilişkin tepkileri de kendiliğinden belirleyecektir.
3)İnsanların mesajı yorumlamak için kullandıkları kavramlar, enformasyonu kullanma amaçlarına göre değişmektedir. Elbette, koşullara ve bireysel farklılıklara göre mesaj içeriğinin nesnelliğinde oluşabilecek farklılıklar,alıcı konumundaki kişinin yorumlama amaçlı kullandığı kavramlar ve bilgi üzerinde de etkili olabilmektedir.
İzlenim Yaratma: Amaçlar, Stratejiler ve Beceriler
İnsanların izlenimlerinin oluşumunda hiçbir sosyal, profesyonel ve/veya kamusal bağlam dışarıda tutulamaz. İzlenim yaratmada, dimdik yürüme ve konuşma önemli birer unsura dönüşebilir.Birer sosyal varlık olarak insanlar, sosyal etkileşimlerinde kendi kimliklerini en iyi şekilde ortaya koyacak donanımlara sahip olmalıdırlar.
İzlenim Yaratma Kavramını Ayrıntılandırmak
Aslında ‘izlenim yaratma’ (impression management) kavramı, insanların kendilerini nasıl sundukları ve diğerlerinin kendilerini sunuş tarzlarına nasıl tepkide bulunduklarını ifade eder. Bu kavram, sosyal psikolojinin inceleme alanına girmekle birlikte; ‘dil’ ve ‘söylem’ literatürü ile ‘nezaket/kibarlık’ ve ‘kimlik yönetimi’ bağlamında sosyolojik bir olguya dönüşür. Bu bağlamda, ‘kendini sunma’ (self-presentation) ve ‘konumlandırılmış sosyal kimlik’ (situated social identity) kavramları ön plana çıkmaktadır.
1)Kendini Sunma: ‘Kendini sunma’ ve ‘stratejik kendini sunma’ kavramları, öncelikli olarak psikoloji ve sosyal psikolojinin çalışma alanı içerisinde yer almıştır. Temelde, insanın ‘içsel’ ve ‘özel’ kendisini stratejik olarak kamu önünde nasıl sunduğu araştırma konusu olmuştur.
Diğerleri tarafından yardımsever, cömert, bilgili/entelektüel, olumlu ve destekleyici görünme çabalarının tamamı izlenim yönetiminin birer parçasını oluşturur. Bu çerçevede üç soru gündeme gelir:
Kendini sunma stratejilerinde hangi hedefler (motivasyon kaynakları) işlerlik kazanır?
Kendini sunma stratejilerinde hangi bireysel eğilimler (kişilik özellikleri, tutumlar, huy ve mizaç gibi) ön plana çıkar
Kendini sunma, bir kere gerçekleştikten sonra, bireysel eğilimleri, bireyin kendisini algılamasını ve davranışları ne düzeyde etkiler?
2)Konumlandırılmış Sosyal Kimlik: Kavramın kökeni, sosyoloji ile sosyo-linguistik, linguistik ve iletişime dayanır. Bu nedenle, ‘izlenim’ tasarımının belirli güdülerle stratejik bağları bulunmaktadır. Birey, toplumsal yaşamında üstlendiği rolü ve rolün sorumluluklarını yerine getirirken bir sosyal katılımcı olarak kendi imajını oluşturur.Sosyal süreçlerde bireylerin
önemli birer unsur olduğu üzerinde duran Goffman, sosyal etkileşimin örgütleyici prensibi olarak sosyal kimliklerin önemini vurgulamıştır. Stigma (1964) başlıklı çalışmasında damgalanma deneyimini yaşayan kişilerin özelliklerinin biçimsel bir analizini yaparken; Asylums (1961) başlıklı çalışmasında, bir akıl hastanesinde yürütülen alan araştırmasının sonuçlarını sunmuştur. Anılan çalışmaları, Goffman’ın etiketleme kuramının gelişimini sağlamıştır. Goffman’ın çalışmalarında öne çıkan iki kavram: “Çerçeve” ve “izlenim yaratma”dır.
Çerçeve (frame): Goffman’a göre çerçeve, olaylara -en azından toplumsal olaylara- ve bizim bu olaylarda öznel biçimde yer alışımıza yön veren düzenleme ilkeleri doğrultusunda oluşturulmuş durum tanımlarıdır.
İzlenim yaratma (impression management): Goffman’ın The Presentation of Self in Everyday Life başlıklı çalışmasında ortaya attığı dramaturjik bir kavramdır. Bu kavram, başka insanlarla bir arada bulunan kişilerin, özel yollarla kendileriyle ilgili bir imaj oluşturmaya çalışmalarını anlatır. Goffman’ın yaklaşımından hareketle ‘nezaket kuramı’nı (politeness theory) geliştiren Brown ve Levinson (1987), iki temel motivasyon unsuru üzerinde durmaktadır: Özerklik (autonomy) ve onaylama (validation). Bu ihtiyaçlar negatif/olumsuz ve pozitif/olumlu yüz olarak temsil edilmektedir.
İzlenim Yaratmada Amaçlar: İnsanlar tüm durumlar için yeteneklerini kullanma yönünde motive olmaktadırlar. Bazı sonuçlara ulaşmak için mesaj üretiminde bulunan birey, ürettiği mesaj sayesinde çok ya da az etkili olabilmektedir. Dilard (1990), temel amaçların başarılı olmasında beş ikincil amaç belirlemiştir;
1)Kimlik amaçları
2)Etkileşim amaçları
3)İlişkisel kaynak amaçları
4)Kişisel kaynak amaçları
5)canlandırma amaçları
Bu amaçlardan dördü, izlenim yaratma ile doğrudan ilişkilidir. Kimlik amaçları, etik, moral ve kişisel standartların sürdürülmesini temsil eder. Etkileşim amaçları, izlenim yaratma ve karşılıklı diyaloğun sürdürülmasi ile ilgilidir. Canlandırma araçları ise duygusal durumların kontrolünde önemli rol oynar. İlişkisel kaynak amaçları, değer ve tarafları sürece dahil etme bağlamında izlenim yaratma ile ilişkilidir.
İzlenim yaratma amaçları, kapsamlı, yayılımcı ve dikkat çekicidir. Belirli amaçlara ulaşmada davranış kalıpları geliştirilmesi için çeşitli stratejilere başvurulmaktadır.
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerilerinin özelliklerinden biridir?
a) Kişilerarası iletişim becerileri doğuştan vardır
b) Kişilerarası iletişim becerileri sadece sözlü iletişimle ilgilidir
c) Kişilerarası iletişim becerileri belirli motivleri ve tepkileri gerektirir
d) Kişilerarası iletişim becerileri tüm davranışların serbest olmasına dayanır
e) Kişilerarası iletişim becerileri sadece resmi ilişkiler için geçerlidir

2. Aşağıdakilerden hangisi sosyal enformasyon işleme sürecinde işlerlik kazanan faktörlerden biri değildir?
a) Algı
b) Yorumlama ve analiz etme
c) Enformasyonu ilişkilendirme ve tepki seçimi
d) Tepkinin ortaya konulması ve gözlem
e) Yorumlama ve değerlendirme

3. Aşağıdakilerden hangisi Argyle’in Toplumsal Beceriler Modeli’nin unsurları arasında yer almaktadır?
a) Tepki
b) Aracı faktörler
c) Kişi-koşul bağlamı
d) Geribildirim
e) Dış dünyadaki değişiklikler

4. Aşağıdakilerden hangisi bilişe ilişkin değildir?
a) Enformasyon, kısa süreli ve uzun süreli bellekte saklanmaktadır
b) Sistemin işlemesi için enformasyonun fazlaca yüklenmesi gerekir
c) Duyumsal enformasyonun sistemden çıkarılması gerekir
d) Enformasyon daimidir, asla üzerinde değişiklik yapılamaz
e) Enformasyon alındığı şekliyle saklanır, herhangi bir bilişsel işlemden geçmez

5. Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerisi geliştirilmesinde geribildirimin önemini ortaya koyan bir ifadedir?
a) Geribildirim, iletişimde zaman kaybına neden olmaktadır
b) Geribildirim, sosyal etkileşimleri sırasında bireyleri isteksiz kılar
c) Geribildirim, karşılıklı olarak motivasyonu düşürücü rol oynar
d) Etkileşim sırasındaki geribildirim, karşı tarafın eylemini sürdürmesi açısından destek niteliğindedir
e) Geribildirim, iletişim sürecinde dönüşü olmayan hatalar yapılmasına neden olur
6.Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerilerinin özelliklerinden biri değildir?
a) Kişilerarası iletişim becerileri öğrenilir
b) Kişilerarası iletişim becerileri elde edilecek ödülleri en yüksek seviyeye çıkarır
c) Kişilerarası iletişim becerileri belirli motivleri ve tepkileri gerektirir
d) Kişilerarası iletişim becerileri belirli bir zamanı gerektirir
e) Kişilerarası iletişim becerilerinin hiçbir koşulu bulunmamaktadır
7. Aşağıdakilerden hangisi Hargie’nin İletişimsel Beceriler Modeli’nde yer alan ‘aracı faktörler’i açıklayan ifadedir?
a) Aracı faktörler, kişilerarası iletişim becerisi geliştirirken, bireyin ulaştığı aşamayı görmesini sağlar.
b) Aracı faktörler, bireyin kişilik özellikleri, olayları, olguları ve diğer insanları algılamasında yönlendirici rol oynamaktadır.
c) Aracı faktörler, ihtiyaçlar, motivasyon ve amaç arasındaki ilişkiselliğe vurgu yapar.
d) Aracı faktörler, bireyin içsel durumu, etkinlikleri ve koşullar karşısındaki tepkilerini harekete geçiren unsurlardır.
e) Aracı faktörler, sadece sosyal rollerle şekillenir.

8. Aşağıdakilerden hangisi insanların toplumsal beceriler geliştirmelerinde eğitimin başarı ile yürütülmesi açısından karmaşık yapıdaki süreci ortaya koyan bir ifadedir?
a) Beceri geliştirmek yönünde farklı eğitim yöntemleri kullanılmaktadır.
b) Toplumsal beceriler, tam anlamıyla motor beceriler gibidir.
c) Her bir becerinin belli davranış kalıbı mevcuttur.
d) Eğitim süreci sonucunda bireydeki dönüşümler kolaylıkla ölçülebilir.
e) Toplumsal becerilerin belirlenmesinde her zaman basit ve sıradan bir süreç söz konusudur.

9. Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerilerinin bileşenleri arasında yer almaz?
a) Sözlü olmayan iletişim becerileri
b) Sosyal iletişimde mesajın algılanma süreci
c) Aktivasyonel beceri geliştirme süreci
d) Söylem ve konuşma
e) İzlenim yaratma

10. Aşağıdakilerden hangisi insan eylemlerini etkileyen ve mesaj üretim sürecinde rol oynayan faktörler arasında yer alır?
a) Mesaj üretiminin değişmez şartları bulunur.
b) Rutin olmayan sosyal etkileşimlerde mesaj üretiminin amaçları farklılaşmaktadır.
c) Mesaj üretiminde en önemli belirleyici unsur ilgilenim ve seçiciliktir.
d) Mesaj üretimi her zaman belirli bir zaman diliminde düşünme ve değerlendirmede bulunmayı gerektirir.
e) Mesaj üretimi her zaman planlı ve organizedir, ani gelişmelere açık değildir.

Cevap Anahtarı:
1.C, 2.B, 3.E, 4.A, 5.D, 6.E, 7.D, 8.A, 9.C, 10.B

KİŞİLERARASI İLETİŞİM ÜNİTE2

10 Nis

KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİ
KİŞİLERARASI İLETİŞİM: TANIM VE ANLAMLANDIRMA
Kişilerarası iletişim (interpersonal communication), en genel ve günlük yaşamda en çok rastlanan iletişim türüdür.En basit ifade tarzı ile kişilerarası iletişim, belirli anlamların üretilmesi amacıyla bireyler arasında sözlü ve/veya sözsüz olarak mesajlar iletme ve alma sürecidir. Kişilerarası iletişim, sosyoloji, psikoloji, sosyal psikoloji ve iletişim gibi sosyal bilimlerde pek çok alanın inceleme konusudur. Kişilerarası iletişim, sosyoloji perspektifinden, sosyal kurallar, normlar ve roller bağlamında ele alınırken; psikoloji perspektifinde, iletişimde bulunan kişilerin psikolojik özellikleri, bilişsel ve duygusal yapıları ön plana çıkmaktadır. İletişim çalışmalarında ise, insan iletişimi kapsamında irdelenmektedir.İletişim sürecinin en önemli parçasını oluşturan kişilerarası iletişim, ‘kişiden geçerek diğer bir kişi ya da kişilerle olan ilişki’ biçiminde tanımlandığında, kişilerarası iletişim,
1)Farklı nedenlerle ve amaçlarla,
2)Çeşitli kurallarla yapılandırılmış yer ve zamanda,
3)Yüz yüze veya araçlarla aracılanmış olarak,
4)Anında veya zamansal farklılıklarla,
5)Toplumsal roller ve ilişkisellikler ile bireylerin kişisel özelliklerine göre değişen biçimlerde,
6)Değişen yakınlıkta (kişisel veya resmî),
7)Değişen yoğunlukta (dostça veya düşmanca),
8)Değişen ilişkisel bağlamda (ast-üst, denk vb.),
iki veya daha fazla kişi arasında, yüz yüze veya aracılanmış olarak gerçekleşir.(DİKKAT!!! Konuşma, bir ortamda gerçekleşir. Konuşma her zaman sözle/sesle yapılmaz. Sembolsel konuşma ile iletişim, sessiz/sözsüz veya sözlü iletişime ilave olarak yapılır).Kişilerarası iletişimin tarzı, iletişimin gerçekleştiği bağlama, kişilerin rollerine ve aralarındaki ilişkinin doğasına göre değişir.İnsanlar çeşitli nedenlerle ilişki kurar ve ilişkilerini sürdürürler. Bunun temelinde bireyin memnuniyetleri, elde ettiği faydalar ve olumlu beklentileri yer alır. İnsanların bir arada yaşama ve etkileşim içinde bulunma ihtiyacı, kişilerarası iletişim sürecinde ‘istek’ ve ‘ihtiyaç’ güdüsünü öne çıkarır. İnsani bağların kurulmasında kişilerarası iletişim kilit rol oynar. Kişilerarası boyutta iletişim kurmanın üç önemli nedeni vardır:
1)Bireyin kendisi hakkında enformasyon elde etme çabası,
2)Bireyin günlük yaşamında tek başına üstesinden gelemeyeceği sorunları çözmesinde aile fertleri, arkadaşlar ve çeşitli düzeylerde ilişkisi bulunan bireylerin yardımcı olması,
3)Bireyin yaşamında kendisine sağlayacağı faydayı en çoklaştırma ve zararı da en azlaştırma çabası.
KİŞİLERARASI İLETİŞİMDE İLİŞKİSEL VE GELİŞİMSEL YAKLAŞIM
Kişilerarası iletişimde, iki tür yaklaşım hâkimdir: İlişkisel ve gelişimsel yaklaşım. Kişilerarası iletişim, ilişki esaslı olarak ele alındığında süreç ve bireyler ön plana çıkar. Gelişimsel yaklaşımda ise bireyin çevresi, ait olduğu kültürel yapı, mesleği ve statüsü iletişimi etkileyen önemli unsurlar olarak önem kazanır. Ancak, ilişkinin ilerlemesi ve gelişimi ile birlikte tüm bu unsurlar ikinci planda kalmakta, bireyler iletişim tarzlarını kişisel boyutlara taşımaktadırlar.
Kişilerarası İletişime İlişkisel Yaklaşım
İletişim, bireyin yaşamının temel unsurudur. Birey, ilişkilerinde çeşitli etkileşimlerde bulunur. Bu bağlamda, kişilerarası iletişim, belirli ilişkisel düzeylerde gerçekleşir. Kişilerarası iletişime ilişkisel olarak yaklaşıldığında, ‘ilişkisel öncelik’, ‘ikili iş birliği’ ve ‘ikili bilinç’ kavramları ön planlara çıkar. Kişilerarası iletişimde ‘ikili iş birliği’, çift taraflı yarar sağlama amacına dönük olarak biçimlenir.
Kişilerarası iletişimde ‘ikili bilinç’, tarafların kişilerarası ilişki konusunda ne düşündüğü ile ilgilidir. Bireyler, kendilerini ikili ilişkinin bir parçası olarak görmeye başladıklarında birbirlerine olan bağlılıkları da artar.
Kişilerarası İletişime Gelişimsel Yaklaşım
Kişilerarası iletişime gelişimsel olarak yaklaşıldığında, resmî düzeydeki iletişimden, samimi düzeylere taşınmış olan iletişime değin geniş bir yelpaze karşımıza çıkar. Gelişimsel yaklaşımda ‘psikolojik veriler’, ‘açıklayıcı bilgi’ ve ‘kişisel olarak konulan kurallar’ ön plana çıkar.Kişilerarası iletişimde, bireyler, psikolojik veriler üzerinde birbirleriyle ilgili kendi ön yargılarını esas alma eğilimindedirler Gelişimsel yaklaşıma göre, kişilerin diğer kişilerle tüm ilk etkileşimleri kişisel olmayan bir nitelik taşımaktadır. Bir başka ifade ile kişiler, diğer kişilerle öncelikle onların sosyal rolleri aracılığıyla ilişki kurmaktadırlar.Kişilerin karşılıklı açıklamaları ve bu açıklamaları yaparken kullandıkları iletişim tarzları, iletişimde yönlendirici olmaktadır. Etkileşimin ilerleyen aşamalarında, ilişki kişiselleşir ve ilişkinin yönlendirilmesinde sosyal normlar, tek faktör olmaktan çıkar. Bireyler birbirlerini tanıdıkça kendi kurallarını kendileri koymaya başlarlar.
KİŞİLERARASI İLETİŞİMİN BİLEŞENLERİ
Kişilerarası iletişim, kendiliğinden gerçekleşmez. Her zaman amaçlı, çoğu zaman da planlıdır.Bireyin içinde bulunduğu fiziksel çevre, kişilerarası ilişki düzeyini ve doğasını etkiler. Fiziksel çevre, kişinin duygu durumu üzerinde olumlu veya olumsuz değişimler ortaya çıkarır. İki insan arasındaki herhangi bir iletişim, aralarındaki ilişkiden etkilenir. İlişki, kültürel farklılıklar, cinsiyet farklılıkları, medeni durum, meslekler, unvanlar ve statü farklılıklarına göre değişir.Kişinin yetişme tarzı veya birlikte yaşadığı insanların egemen iş yapış biçiminden kaynaklanan algısal farklılıklar ve kalıp yargılar da kişilerarası iletişimin doğasını etkiler. Birey, farklı cinsiyetten kişilerle rahat iletişim kuramayabilir, kendisinden yaşça büyük veya statü olarak yüksek olanlardan çekinebilir. Güvensiz bir ortamda yetişen birey sürekli yalan söyleyebilir.
KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
Bireyin temelde ilişkilerini geliştirirken izlediği yol ve kişilerarası iletişim kurma eğilimi belirli bir gelişim seyri izler.
1)Kişilerarası iletişim, ‘kendi’ ile başlar.
2)Kişilerarası iletişim tamamen karşılıklıdır.
3)Kişilerarası iletişim içerisinde bireyler fiziksel yakınlık içindedirler.
4)Kişilerarası iletişim sosyal rollerle şekillenir.
5)Kişilerarası iletişim geri alınamaz.
6)Kişilerarası iletişim tekrarlanamaz.
‘Kendi’ olgusu, iletişim sürecinin temelinde yer alır. Kişinin kendisini ifade etmesi ya da tavır ve davranışlarıyla kendisini yansıtması oldukça karmaşık bir süreçtir. Her bir bireyin geliştirdiği inanış biçimleri, ürettiği anlamlar ve anlamlandırmalar, onun, kişisel özellikleri, kapasitesi, sınırlılıkları ve insani değerinden kaynaklanır. Bu bağlamda birey, sosyal yaşam içerisinde ‘kim’ olduğu ve ‘nerede’ konumlandığı sorgulamasını yapar.Kişilerarası iletişim sürecinde karmaşık bir anlamlandırmalar seti işlerlik kazanır: (i) Bireyin kendisi hakkındaki kanaati, (ii) bireyin karşısındaki kişi hakkındaki kanaati, (iii) karşıdaki kişinin kendisi hakkındaki kanaati ve (iv) karşıdaki kişinin birey hakkındaki kanaati.Kişilerarası iletişim, bireyin günlük yaşamında, anında, kendiliğinden ve tepkisel olarak gerçekleştirdiği bir sürece işaret eder. Kişilerarası iletişim, ‘karşılıklı’dır.Karşılıklı enformasyon iletimi, kişilerarası iletişimin gelişimini ve taraflar arasında paylaşımın artışını sağlayabileceği gibi iletişimin sonlanmasına da neden olabilir.Kişilerarası iletişimde ‘fiziksel yakınlık’ önemlidir.Çünkü gerçek anlamda ilişkiler yakın çevrede sürdürülür.Kişilerarası iletişim sürecinde bireyler birbirlerini içinde bulundukları koşullar ve iletişimin bağlamı çerçevesinde tanırlar.Bu nedenle kişilerarası iletişimin, ‘sosyal rollerle şekillendiği’ni ifade etmek yanlış olmaz.Bir otel lobisinde karşısındaki otel görevlisi ile kavga eden bir kadınla karşılaşıp, daha sonra farklı bir mekânda aynı kadınla bir araya gelen bir bireyin,başlangıçta kadın hakkında olumsuz kanıya kapılması ve ön yargılı olması kaçınılmazdır.Ancak, bireyin kadınla konuşmasının sonunda aslında kadının yaşadığı çok önemli bir sorun nedeniyle bu tarz bir iletişimde bulunduğunu anlaması düşüncelerini tamamen değiştirecektir.Kişilerarası iletişimde söylenen bir söz, bir bakış, sırtını dönüp gitme davranışının sonuçları ‘geri alınamaz’.Yaşanan kişilerarası iletişim ‘tekrarlanamaz’.
KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİNDE ÖNEMLİ UNSURLAR
Bireyin, diğer bireylerle iletişiminde çok farklı unsurlar ön plana çıkar.Tepkiler de bu kültürün bir sonucudur. Kültürün içerisinde çeşitli roller üstlenen birey, iletişiminde bu rollerin sınırlamalarında hareket eder. Bu bağlamda, ‘benlik’, ‘rol’ ve ‘kültür’ kişilerarası iletişim sürecinin önemli bileşenlerini oluşturur.
Benlik ve Kişilerarası İletişim
Benlik, özlüce, kendimize ilişkin inançlarımızın bütünüdür.Birey, diğer insanlar tarafından ‘kabul görme’, ‘benimsenme’ beklentisi içerisinde olduğu için kimliğinin oluşumunda çevresinin değerlendirmeleri ön plana çıkar.Bu nedenle, benlik oluşumunda kişilerarası iletişim süreci önem kazanır.Bireyin bazen kim olduğundan emin, bazen belirsiz ve karmaşık duygular içerisinde olması, benlik kavramının açıklık ve belirsizliğiyle ilgilidir.Bireyin öz kavrayışı, yani, kendisinin kim olduğu hakkındaki kanısı, çeşitli kaynaklardan beslenir:( (ÖZ KAVRAYIŞ KAYNAKLARI; èDiğer bireylerin, kişi hakkındaki düşünceleri ve açığa vurdukları imaj. èBireyin, kendisi ile diğerleri arasında yaptığı kıyaslamalar. èBireyin kendi düşünce ve davranışları ile ilgili yorum ve değerlendirmeleri ). Bireyin rolleri, karakteri, değerleri, ilişkileri ve geçmiş deneyimleri bir yığınsal bilgi halindedir. Bu bağlamda, öz şemalardan oluşan benlik, yavaş ya da hızlı biçimde değişmekte;
1)Davranışlar, içinde bulunulan durumun baskısına verilen karşılıklar olmaktadır
2) Karakter ise davranışlar hakkındaki ham genellemelerden oluşmaktadır
3)Kişinin kendisi hakkındaki öz bilgisi, diğer insanlar tarafından yansıtılan bilgilerdir. Bir başka ifade ile öz bilgi, benliğin süreklilik gösteren özelliklerine dair gerçek ve fantezilerin keşfidir.Bu çerçevede, öz kavrayış, tamamen iletişime dayanır. Öz kavrayışın değişimindeki en önemli unsurlar, ‘kişilerarası etkenler’dir. İnsanların öz kavrayışlarının değişimine ilişkin tutumları, kişilerarası ilişkiler ve kişilerarası iletişim sürecinde gösterecekleri başarıyı etkiler.Bireyin toplumsal yaşamında sağlıklı ilişkiler kurması, kendisine saygısı ile doğrudan ilişkilidir. Bireyin kendisinden ne kadar memnun olduğu, kendinden ne kadar hoşlandığı, aynı zamanda özsaygısını belirlemektedir.
Kendine Saygı Ölçeği
Aşağıdaki maddelerden her biri sizing için uygunsa önündeki boşluğa ‘U’, değilse ‘D’ harfi koyarak ölçeği doldurunuz.
—– 1. Bir dizi iyi özelliğim olduğuna inanıyorum.
—– 2. Gurur duyabileceğim pek bir şeyimin olmadığını düşünüyorum.
—– 3. Hiçbir işe yaramadığımı düşündüğüm zamanlar oluyor.
—– 4. Hiç değilse, başkalarıyla eşit bir çizgide, değerli birisi olduğuma inanıyorum.
—– 5. Genel olarak, bir başarısızlık örneği olduğumu hissediyorum.
—– 6. Bir bütün olarak kendimden memnunum.
Eğer 1, 4 ve 6. maddelerin sizin için ‘uygun’ olduğunu belirtmişseniz kendinize saygınız yüksek demektir. Öte yandan, eğer 2, 3 ve 5. maddelerin sizin için ‘uygun’ olduğunu belirtmişseniz kendinize saygı puanınız düşüktür. Ölçeğin bütününde 10 madde vardır.(Kaynak:Taylor, Peplau ve Sears) Yüksek öz saygısı olan bireyler;1)Başarısızlıklar karşısında çabuk toparlanır.2)Kararlıdır.3)Daha az esnektir.4)Kolay ikna edilemez.
5)Olumlu tepkiler verir.6)Tutarlı ve kararlı öz kavrayışa sahiptir.7)Öz-geliştirmeci motivasyonlara yönelmiştir.

Düşük öz saygısı olan bireyler;1)Kolaylıkla incinebilir.2)Karakteri sarsılabilir.3)Esnektir ve şekillendirilebilir.4)Kolay ikna olur.5)İsteme-elde etme konusunda şüpheleri vardır.6)Yüzeysel, tutarsız ve kararsız bir öz kavrayışa sahiptir.7) Öz korumacı motivasyonlara yönelmiştir.

Başarılı olabilme ve yaşamından doyum sağlama çabası içerindeki bireyin öz saygısını tehdit eden yıkıcı inançlar şu başlıklar altında sıralanabilir:1)Mükemmelliyetçilik.2)Acelecilik.3)Güçlülük.4)Hoşgörünmek.5)Zoru denemek.
Temelde birey, kişilerarası iletişim sürecine, fiziksel yapısı, kimliği ve kişiliği ile bir bütün olarak dâhil olur. Karşılıklı olarak tüm bu yapılar, sürecin başarıyla yürütülmesi ya da başarısız olmasında ön plana çıkan unsurlara dönüşür.
Roller ve Kişilerarası İletişim
Kişilerarası iletişimde, birbirlerine karşı değişen rolleri bulunan insanlar etkileşimde bulunur.(DİKKAT!!! Rol, belirli statü ya da toplumsal konumlara atfedilen toplumsal beklentileri ortaya koyar).Her rol, farklı beklenti kümeleri olan bir takım ortaklıkları beraberinde getirir. Bir kişiye yönelik beklentiler arasında ciddi bir uzlaşmazlığın ortaya çıkması, ‘rol çatışması’ veya ‘rol gerilimi’ olarak adlandırılır.Birey kimi zaman ötekinin rolünü üstlenir, kimi zaman da kendi rollerini inşa eder.Çoğu zaman da bireylerin kendilerine ait rollere karşı başkalarının tepkilerini önceden tahmin ederek ona göre davranma eğilimleri söz konusudur.Kişilerin hangi rolleri gerçekleştirirken bir araya geldikleri önemlidir. Zorunluluklar çerçevesinde, isteksiz kurulan kişilerarası iletişim, samimi olmayacaktır ve kişilerin paylaşımları da rollerin gerektirdiği konular çerçevesinde sınırlı kalacaktır.Kimi zaman kişilerarası iletişimde roller, bireyleri ‘etken’ ya da ‘edilgen’ konuma düşürebilir.’’ÖR: Soru sormak hakkı üste aitken, ast sadece soruları cevaplar. Evde temel kuralları ebeveynler koyar, çocuklar da uyar.’’
Kültür ve Kişilerarası İletişim
Kişilerarası iletişim her zaman iki yönlüdür. Kişilerarası iletişim, salt mesajların değiş tokuşu anlamına gelmez.Bu süreçte esas olan anlamın inşası ve karşılıklı paylaşımıdır.Kültür, toplumların hem bir aradalığını sağlaması açısından hem de ortak paydalar geliştirilmesi açısından önem taşır.Değer, norm ve tutumlar farklı yaşam tarzlarının gelişimini sağlarken; yaşam tarzları da ‘karakter biçimlenmesi’nde öne çıkar.Kişilerarası iletişim tamamen amaçlıdır. İletişimde karşılıklı ‘niyet’ önem taşır. Tarafların niyetlerinin anlaşılması da yine ortak kültürel bir geçmişi gerektirir.Kişilerarası iletişim, bir olay ya da olaylar dizisinden ziyade, devam eden bir süreçtir. Bu süreç içerisinde bireyler birbirlerini tanır, anlar ve değerlendirirler.Kültür de bu anlaşmanın önemli bir unsurudur. KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİNİN AŞAMALARI
Bireyler arasındaki kişilerarası iletişimin başlangıcı, gelişimi ve sonlanması aşamalarında, “birleşme, yönetim ve ayrışma” kavramları önem kazanır. Birleşme aşamasında, yani ilişkinin başlangıcında bireyler birbirlerini tanımaya çalışır.Kişilerarası iletişimde yönetim, geliştirilen kişilerarası bağları kuvvetlendirmek ve sürekli kılmak için iletişim stratejileri geliştirmeyi ifade eder. Ayrışmada ise, bağların en uygun tarzda koparılması ve kişilerarası ilişkinin tamamen bitirilmesi hedeflenir.
Kişilerarası İletişimde Başlangıç ve İlişkinin Gelişimi
Kişilerarası iletişimde, ilk izlenimi etkileyen temel faktörler, “fiziksel çekicilik, yakınlık, benzerlik, saygınlık ve sözle olmayan işaretler gibi başlıklar altında sıralanabilir. Karşıdaki kişinin fiziksel görünümü çekici veya itici gelerek ilişkinin başlaması ya da başlamamasında önemli etken olabilir.Duyu organlarından beyne ulaşan verilerin örgütlenmesi, yorumlanması ve anlamlandırılması süreci olarak algı, karşıdaki kişinin tanınmasında önemlidir.Kişilerarası iletişim sürecinde, karşıdakinin söyledikleri ve davranışları sahip olunan referans çerçevelerinden hareketle değerlendirilir. Referans çerçeveleri, algıları filtreler.Fiziksel yakınlık, ilişkinin başlangıcında önemlidir. Etkileşim ve tanıma arasında güçlü bir bağ bulunur.Kişi, kendisi ile benzer paylaşımları olan, benzer düşüncelere sahip olan bireylerle zaman geçirmekten hoşlanır.Benzerlik, ilişkinin başlangıcında olumlu bir unsur olabilir. Bir kişi ile ilişki kurmada saygınlık ve prestij de önem taşır.İlk kez karşılaşılan kişinin sözel olmayan davranışları da ilişki başlatıcı unsur olabilir. Kişilerarası İletişimde Kendini Açma, Karşılıklı Konuşma ve Güven
Kişinin kendisine dair bilgileri bir başkasına açması, belirli bir güven ortamını gerektirir.‘Kendini açma’ her zaman bilinçli olarak yapılmaz.Kimi zaman birey, davranışları, jest ve mimikleri, ifadeleri ve tepkileri ile de karşı tarafa kendisi hakkında bilgi sunar.Öz-anlatım sürecinde, karşıdaki insana yakınlık, dinleyici sayısı, konuşulan konu, cinsiyet, verilen tepkiler gibi birçok unsur belirleyici olabilmektedir. Öz anlatım sürecinde birey, aynı zamanda kişisel, ilişkisel ve mesleki riskler almaktadır. Kişilerarası iletişim sürecinde ilişkiyi tanımlayan altı aşama mevcuttur:
1)Kontak Kurma: Karşıdaki kişiyle algısal ya da etkileşimsel olarak kontak kurulur. Bireyler birbirlerinin farkına varırlar ve ilk etkileşim başlar.
2)Katılım: Karşı taraf hakkında daha fazla bilgi edinilmeye çalışılır; ortaklık kurma ve bağlantı arayışı söz konusudur. Başlangıçta, karşıdaki test edilir, ancak ilerleyen sürede kişi kendisinden de bahsetmeye başlar.
3)Yakınlık: Kişilerarası bağlanma ile birlikte kişilerarası iletişimde yakınlaşma, karşıdakine yakınlık besleme söz konusu olur.
4)Bozulma: Kişilerarası bağın zayıflaması ile birlikte ilişki bozulur. Kişisel memnuniyetsizlik, etkileşimlerde yaşanan sıkıntılar ve güven kaybı kişilerarası iletişimde bozulmaya yol açar.
5)Onarma: İlişkide sıkıntılar yaşanmaya başlanması ile birlikte ilişkiyi kurtarmak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulabilir. Bireyler, çözüm olarak davranışlarını ya da beklentilerini değiştirme yoluna gidebilirler.
6)Çözülme: Karşıdaki kişiyle bağların koptuğu aşamadır. Bu ayrılık anlamına gelir ve bu süreçte bireyler birbirlerini görmek bile istemezler. (DİKKAT!!! Algısal kontak kurma, karşıdakinin nasıl göründüğü ile ilgilidir; etkileşimsel kontak kurma ise sözel mesajlar ve sözel olmayan mesajlar bütünü ile ilgilidir).
Kişilerarası İletişimde Dinleme
İletişimde ‘dinleme’, anlamanın önemli bir koşuludur.Duymak, pasiftir; dinlemek ise aktif bir eylemdir.Kişilerarası iletişim sürecinde dinleme önemli bir enformasyon toplama eylemidir.Dinleme amaçlı bir eylemdir.Dinlemek, empatik bir yaklaşımdır ve kişi kendisinin dinlenmesinden ne kadar zevk alıyorsa, diğerlerini dinlemenin de ne kadar önemli ve saygıdeğer olduğunu kabul edecektir. Dinleme sürecini etkileyen çeşitli unsurlar bulunmaktadır;
1) Dinleme süreci motivasyon ve duygulardan etkilenir. Konuşan bir kişi dinlenirken, motivler ve gereksinimler devreye girer.
2)Dinleme, uyaranların diğer deneyimlerle ilişkili olması durumunda daha etkin olur. Kişiler, dinlerken deneyimleriyle bağ kurmaktan zevk alırlar ve geçmişle ilgili olumlu bir bilgi, uyaranlara karşı ilgiyi artırır.
3)Ses, dinleme için önemli bir uyarandır. Gürültü, dinlemeyi olumsuz yönde etkiler.
4)Beklentiler, dinleme eyleminde devamlılığı etkiler. Kişinin neyi duymayı beklediği, gerçekte neyi duyduğunu etkileyebilir.
5)Alışkanlık, tutum ve ön yargılar, uyaranların sağladığı bilginin alımını engelleyebilir. Seçici algılama ve anlamlandırma da kişinin alışkanlık ve tutumları çerçevesinde şekillenmektedir.
Dinleme, seçici ve amaçlı bir süreçtir. Genellikle bireyler, amaçları doğrultusunda uyaranları seçme eğilimi gösterirler. Bu bağlamda, dinlemenin aşamaları:’’ŞEMA; Seçme ve Alma(Dokunma,tatma,koklama,görme,işitme)( Sese odaklanmak ve seçim yapmak )– İlgilenme/Hazır Bulunma(Odak, enerji )( İstenilen mesaja dikkat etme)–Algı/Anlama(Referans çerçevesi, empati)( Seçilen ve ilgilenilen seslere anlam yükleme)–Hatırlama/Yorum(Sözlü, sözsüz, bilişsel)(Bilgiyi hafızadan geri çağırma)– Karşılık Verme(İçsel, dışsal)( sözlü veya sözsüz tepkide bulunma)’’ Dinlemenin çeşitlerini beş başlık altında toplamak mümkündür: (i) Aktif ve pasif dinleme, (ii) Eleştirel ve eleştirel olmayan dinleme, (iii) Yüzeysel ve derin dinleme, (iv) Empatik ve objektif dinleme, (v) Tanımlayıcı dinleme. Aktif ve Pasif Dinleme; Aktif dinlemede dinleyici konuya sözlü veya sözsüz katkıda bulunurken; pasif dinlemede hiçbir tepki yoktur.Bilgilendirici Dinleme Dinleyicinin temel amacı, verilen mesajları alma ve anlama odaklıdır. Eleştirel ve Eleştirel Olmayan Dinleme;Dinleyen kişinin yargılayıcı tavırda olmaması beklenir, ancak kimi zaman dinleyici eleştirel olur ve çeşitli yargılarda bulunur.İlişkisel Dinleme Amaç, kişiler arasındaki ilişkileri geliştirmek ve yeni ilişkiler oluşturmaktır.Yüzeysel ve Derin Dinleme; Dinleyicide, konuşma sonucunda herhangi bir hatırlama olmamışsa, dinleme yüzeysel olmuştur. Ancak, konuşmanın sonunda hatırlama ve değerlendirme varsa bu dinleme eylemi derinlemesine gerçekleşmiştir. Takdir Edici Dinleme Kişinin kendi tercihi ile yaptığı ve beğeni ile katıldığı dinleme türüdür.Empatik ve Objektif Dinleme;
Empatik dinleme, karşıdaki kişinin duygularını anlamaya yöneliktir. Tarafsız dinleme, önyargısız bir bakışaçısı sunar.Tanımlayıcı Dinleme Konuşmacının ses tonu, vurgulamaları vb. ile karşısındakine mesaj vermesi.Dinleyen tarafın karşısındaki bireyi dinlediğini duruş, bakış, oturuş gibi birçok yönü ile ifade etmesi, karşı tarafa güven verecektir. Konuşma esnasında konunun detaylandırılması veya özetlenerek yanlış anlaşılmaların önüne geçilmesi amacıyla sorular sorulur ve bu sorulara cevap beklenir.
Kişilerarası İletişimde Çatışma ve Çatışma Çözümü
Çatışma, bireyler arasında olumsuz duyguların ortaya çıkmasına neden olur ve yıpratıcı bir süreçtir.Kişi, kendisiyle iletişiminde sürekli çatışma hâlindedir. Yaşantılarını, yapıp ettiklerini sorgular ve kendisini eleştirir. Çatışma çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir:
· Aktif Çatışma: Karşı karşıya gelen zıt düşünceler, tavırlar ve duygular
Pasif Çatışma: Küslük, tartışma, çekinme nedeniyle sözlü iletişimin olmaması
Varoluş Çatışması: Sözlerin tamamen farklı algılanması, mesajın anlamından ilgisiz olarak karşı tarafa iletilmesi
Tümden Reddetme: Mesajın tümüyle reddedilmesi ve aksi görüşün savunulması
Ön yargılı Çatışma: Peşin hüküm verilen düşüncelerin tartışmanın sonuna kadar savunulması
Yoğunluk Çatışması: İki kişinin görüşleri arasında kısmen de olsa bir uyuşmanın ortaya çıkması
Kısmi Algılama Çatışması: İletilen mesajın sadece bir kısmının algılanması
Alıkoyma Çatışması: Algılanan bir mesajın üçüncü bir kişiye doğru olarak aktarılamaması.

Çatışma çözümü amacıyla taraflar arasında pazarlık yapılabilir. Çatışma çözümünde ideal olan süreç (Öner-Koruklu, 2010:239-241):
Uygun ortamın oluşturulması,
Algıların netleştirilmesi,
Ortak noktaların ön plana çıkarılması,
Olumlu bakış açısının geliştirilmesi,
Sorunun netleştirilmesi,
Soruna uygun çözüm seçeneklerinin belirlenmesi,
Her iki tarafı da uzlaşmaya götürecek anlaşmanın yapılmasıdır.
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişimi tanımlarken öne çıkan unsurlar arasında yer almaz?
a) Kişilerarası iletişim, farklı neden ve amaçlarla gerçekleşir
b) Kişilerarası iletişim, çeşitli kurallarla yapılandırılmış yer ve zamanda gerçekleşir
c) Kişilerarası iletişim, aynı yakınlık ve yoğunlukta gerçekleşir
d) Kişilerarası iletişim, anında veya zamansal farklılıklarla gerçekleşir
e) Kişilerarası iletişim, değişen ilişkisel bağlamda gerçekleşir

2. Aşağıdakilerden hangisi dinleme türlerinden biridir?
a) İlişkilendirici dinleme
b) Enformatik dinleme
c) Kendiliğinden dinleme
d) Subjektif dinleme
e) Yüzeysel ve derin dinleme

3. Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişimde gelişimsel yaklaşımın unsurlarından biridir?
a) İkili iş birliği
b) Açıklayıcı bilgi
c) Durumsallık
d) İlişkisel öncelik
e) Planlı ilişkisellik

4. Aşağıdakilerden hangisi düşük öz saygısı olan bireylerin özellikleri arasında yer almaz?
a) Öz-geliştirmeci motivasyonlara yönelmiştir.
b) Karakteri sarsılabilir.
c) İsteme-elde etme konusunda şüpheleri vardır.
d) Kolaylıkla incinebilir.
e) Yüzeysel, tutarsız ve kararsız bir öz-kavrayışa sahiptir.

5. Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim sürecinde ilişkiyi tanımlayan aşamalar arasında yer almaz?
a) Katılım
b) Yakınlık
c) Çözümsüzlük
d) Bozulma
e) Onarma
6. Aşağıdakilerden hangisi yüksek öz-saygısı olan bireylerin özellikleri arasında yer almaz?
a) Başarısızlıklar karşısında çabuk toparlanır
b) Daha az esnektir
c) Olumlu tepkiler verir
d) Tutarlı ve kararlı öz-kavrayışa sahiptir
e) Kolay ikna olur

8. Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişimde ilk izlenimi etkileyen temel faktörlerden biri değildir?
a) Göreceli yaklaşımlar
b) Fiziksel çekicilik
c) Yakınlık
d) Saygınlık
e) Benzerlik

9. Aşağıdakilerden hangisi bireylerin öz-saygısını tehdit eden yıkıcı inançlar arasında yer almaz?
a) Mükemmelliyetçilik
b) Güçlülük
c) Acelecilik
d) Zoru denemek
e) Şüphecilik

10. Aşağıdakilerden hangisi dinlemenin aşamalarını oluşturmaktadır?
a) Seçme ve Alma-Karşılıklı Etkileşim-Algı/Anlama-İlgilenme/Hazır Bulunma-Hatırlama/Yorum
b) Seçme ve Alma-İlgilenme/Hazır bulunma-Algı/Anlama-Hatırlama/Yorum-Karşılık Verme
c) Karşılıklı Etkileşim-Algı/Anlama-Karşılık Verme-Hatırlama/Yorum-İlgilenme/Hazır bulunma
d) Seçme ve Alma-Algı/Anlama-Hatırlama/Yorum-Karşılık Verme-İlgilenme/Hazır bulunma
e) İlgilenme/Hazır bulunma-Seçme ve Alma-Algı/Anlama-Hatırlama/Yorum-Karşılık Verme

Cevap Anahtarı:
1.C, 2.E, 3.B, 4.A, 5.C, 6.E, 7.D, 8.A, 9.E, 10.B

kişiler arası iletişim ünite1

10 Nis

KİŞİLERARASI İLETİŞİM ÜNİTE1
KİŞİLERARASI İLİŞKİLERİN TANIMI VE ÖNEMİ
İletişim, bireyin varoluşunu anlamlı kılan, yaşamının her anını ifade eden planlı-örgütlü zaman ve mekânın belirleyiciliğinde ortaya çıkan ilişkilerin doğasını ve yönünü tayin eden süreçtir. Yaşam tarzı, düşünüş biçimi, değer yargıları, tutum ve davranışları ile birey, bir değerler bütününü temsil eder ve bu bütün içerisinde kişilik ve kimlik kazanır.
İNSAN İLİŞKİLERİ
Yaşadığı toplumsal çevrede kendisini güven içerisinde hissetmek, yaşamsal düzeni kontrol etmek ve sosyal bağlar geliştirmek çabası içerisinde olan bireylerin hayatında ‘iletişim’ önemli bir unsurdur. İnsan, çevresi ile ilişkilerini iletişimle düzenler. Günlük yaşamında birey her an diğer bireylerle iletişim halindedir.Birey, içinde var olduğu toplumdan bağımsız değildir. Dil, yazı, görüntü ve işaretler iletişim sürecinin önemli unsurlarıdır. Sözlü veya davranışsal olsun tüm iletişim tarzları, birer amaç taşır ve kişiler arasında anlamların değiş-tokuşunu ifade eder. İnsan yaşamı ve doğada hâkim olan iletişim süreci, bireyin etkileşimlerinin tarzına bağlı olarak değişir. İnsanların birbirleriyle olan iletişimleri, belli mekân ve zamanda, belli tarihsel, teknolojik, psikolojik ve amaçsal koşulların biçimlendirdiği durumlarda gerçekleşir. Bağlam, iletişim tarzını belirler. Mekânsal bağlam, iletişimin nerede gerçekleştiğini -ev, sokak, alışveriş merkezi, okul, iş yeri vs.- ifade eder; zamansal bağlam ise mesajların anlamlandırılması ve değerlendirilmesinde sosyal bir içerik ortaya çıkarır. Yaşamdaki tüm olguların zamansal ve mekânsal tanımlamaları bulunur. Her olgu bu faktörler çerçevesinde anlamlılık kazanır. Aslında iletişim, insan ilişkilerinde ve etkileşim süreçlerinin tamamında süreklilik sağlar.
İnsan İlişkilerinde İletişimin Gerekliliği
Birey, temelde ‘fiziksel’, ‘kimliğine dayanan’, ‘sosyal’ ve ‘pratikteki’ ihtiyaçlarından hareketle iletişim kurar, ilişkilerini geliştirir. Bireyin kendisinden kaynaklanan faktörlerin yanı sıra iletişimin gerçekleştiği mekân ve zaman faktörleri de iletişimin doğasını belirler. Geçmişte yaşananlar ve gelecekten beklentiler, ilişkilerde önemlidir. Birey, deneyimlerinden hareketle yaşamını yönlendirir.
Fiziksel İhtiyaçlar
Bireyin temel psikolojik gereksinimleri arasında ‘ilişki kurma’ süreci yer alır.Birey ancak diğer insanlarla kurduğu ilişkiler çerçevesinde varlığını anlamlı kılmakta, yaşamını yönlendirmekte ve sosyo-psikolojik beklentilerini karşılamaktadır. Kendisini daha iyi tanıyan birey, çok daha başarılı ilişkiler kurabilir, daha doyurucu, anlamlı ve olumlu bir yaşam biçimi geliştirebilir. İletişimin olmaması durumu, yaşamı tamamen altüst edebilir. Tıbbi araştırmacılar, sosyal yaşamda yakın ilişkileri olmayan insanların çok çeşitli sorunlar yaşadıklarına temas etmektedirler:
1)Güçlü ilişkilerden yoksun olan bireyler, kötü alışkanlıklar edinebilmekte (sigara, alkol, uyuşturucu vb.) ve fiziksel egzersizlerden uzak durabilmektedirler. Bu durum da bireylerin erken yaşta hayatlarını kaybetmelerine neden olabilmektedir.
2)Boşanmış, ayrı yaşayan ya da dul insanların zihinsel sağlık sorunlarıyla karşılaşma riskleri diğerlerine nazaran daha yüksektir. 3)Bebek bekleyen kadınların psikolojik dengeleri kolayca bozulurken; kendilerine destek verenler sayesinde daha sağlam ve sağlıklı olurlar.
4) Sosyal ağlardan uzak, toplumdan kendisini soyutlamış bireylerin hastalanma riskleri daha fazladır.
Kimliğe Dayanan İhtiyaçlar
Benlik (self/kendi/kendilik),kişinin kendisini tanımlama çabasında kendisine uygun düşen kavramlar sistemidir.Bu tanımlamalar,isim, sosyal roller,değişik gruplardaki üyelikler,vs.niteliklerden oluşmaktadır.Benlik,kişiye özgüdür ve öğrenme yaşantıları ile oluşur.Yaşantılar,deneyimleri ve diğer insanların tepkilerinden hareketle ‘kendisi’ hakkında birikime sahip olan birey, bu görüşleri benliği için referans çerçevesi olarak kullanır ve kendisine ilişkin bir algı oluşturur.Bireyler genellikle kimliklerini,kişisel özelliklerini onaylayan kişilerden etkilenirler. DİKKAT!!! Kendi’nin Tarifi; Kişinin geçmiş yaşantısı, eğitim durumu, ikamet ettiği yer, ailesi ve ilgi alanları hakkında da onun sözlü ifadeleri ile enformasyon edinilebilecektir ki, bu kişinin kendisini tanımlama (self description) biçimidir.
1)Benlik (self): Kişinin kendini başka herkesten ve her şeyden ayrı, eşsiz bir bütünlük olarak hissetmesi ve bunun bilincinde olmasıdır.
2)Benlik şeması (self-schema): Kişinin kendisi hakkında geçmiş deneyimlerinden türettiği genellemedir.
3)Kendini Açma (self-disclosure): Kişinin kişisel duygularını, düşüncelerini, fantazilerini, özlemlerini vb. açığa vurma ve ifade etme yetisidir.
4)Kendini Algılama (self-perception): Kendi benliğini oluşturan şeylerin, yani kendi eşsiz duygularının, dürtülerinin, özlemlerinin, kişilik özelliklerinin vb. farkında olmasıdır.
5)Kendini Keşfetme (self-discovery): Kişinin kendi eşsiz benliğini bulması, kimlik arayışıdır.
6)Kendini İfade Etme (self-expression): Kişinin duygularını, yeteneklerini, tutumlarını, dürtülerini vb. sanat, şiir, dans gibi etkinlikler yoluyla özgürce dışa vurmasıdır.
7)Kendini Ortaya Koyma (self-assertion): Kişinin, kendi haklarını, duygularını, düşüncelerini başkalarını rahatsız etmeyecek, zorlamayacak, özgürlüklerini kısıtlamayacak bir şekilde gereğince dışavurabilme yetisidir.
8)Kendini Kandırma (self-deception): Kişinin kendi kusurlarını, sınırlarını, tutarsızlıklarını vb. görmekten kaçınması veya görememesidir.
9)Kendini Sabotaj (self-handicapping): Kişinin başarısızlık beklentisi karşısında kendi performansını sabote ederek -başarısızlığı kendi yetersizliğine değil, dış koşullara bağlayarak- beklenen başarısızlık için geçerli bahaneler üretmesidir. Joseph Luft ve Harry Ingham tarafından 1955 yılında geliştirilen ve psikologların ön adlarının bileşiminden oluşan Johari Penceresi, iki veya daha fazla bireyin kişilerarası iletişim ve ilişki süreçlerini anlamlandırmalarını kolaylaştırmayı amaçlayan bilişsel psikoloji modelidir. Johari Penceresi (The Johari Window) Modeli: Mücadele alanı, kişinin kendi hakkında bildiği ve diğerlerinin onun hakkında bildiği enformasyonu içerir. Gizli, kişinin kendi hakkında bildiği ancak diğer insanlara açıklamaya hazır olmadığı enformasyonu kapsar. Görünmeyen, diğerlerinin kişi hakkında bildiği ve kişinin farkında olmadığı enformasyondur. Bilinmeyen, ne kişinin kendisi ne de diğerleri tarafından şu anda bilinmeyen enformasyondur.
Kimlik İletişimi ve İlişki Üzerine Belli Başlı Yollar Duck ve McMahan,
Fiziki/Aksettirilen Kendi
(Psychic/Reflective Self)
Düşünme/davranma/algılama/kişilik alışkanlıkları (bireyin kendi iç benini dışa yansıttığı iletişimsel davranışını ifade etme biçimi)
Sembolik Kendi
(Symbolic Self)

‘Kendi’nin farklılaşmasını/karakteristikleşmesini etkileyen geniş çaplı sosyal baskılar (diğerleri ile sosyal etkileşimleri sırasında bireyin farklı koşullara bağlı olarak ‘kendisi’nin farklılaşması)
Performansa Dayalı Kendi
(Performative Self)
‘Kendi’yi etkileyen mevcut sosyal koşullar (Birey, kendisini çevreleyen sosyal talepler ve normlar çerçevesinde hareket etmektedir.)
Pratiğe/Sembollere Dayalı Kendi
(Practical Self)
Materyal dünyanın bireyin kendi hakkında nasıl düşüneceğini belirlemesi (bireyin kendisinin nasıl bir insan olduğuna dair fikirlerini sembolik olarak ortaya koyması hâli)
Değerlendirilebilir Kendi
(Accountable Self)
Sosyal bağlamların tanımlama üzerindeki etkisi (Kişilik, kavram olarak oldukça özet bir ifade tarzıdır. Bireyler, genellikle sosyal fikirler ve davranış kalıpları setleri çerçevesinde hareket etmektedirler.)
Anında Değişen Performans
(Improvisational Performance)
‘Kendi’nin sunumunda retoriksel olarak dönüşüm yaşanmaktadır (Birey, kendisini, toplumun beklentilerinden hareketle sunmaktadır.)

Sosyal İhtiyaçlar
İletişim, bireyin kendisini tanımlamasına yardımcı olur ve diğer insanlarla arasında yaşamsal bağlar kurar.Olumlu ya da olumsuz tüm yaşantıların paylaşılması, toplumsal bir varlık olan bireyin sosyal ihtiyaçlarının başında gelmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda, iletişim sayesinde karşılanan çok sayıda sosyal ihtiyaç bulunduğu ortaya konulmuştur. Bunlar:
1)Zevk/lezzet/memnuniyet (Çünkü ‘iyi vakit geçirmek’ insanlar için önemlidir.)
2)Sevgi/muhabbet (Çünkü ‘diğerlerine yardım etmek’, ‘diğerlerini önemsemek’ duygusu insanı mutlu eder.)
3)Katılma/hesaba katma (Çünkü ‘çevrede konuşacak birilerinin olması’ insanın yalnızlık duygusunu azaltır.)
4)Kaçış (“Bir şeyleri bırakmak için bir şeyler yapmalıyım” duygusunun
insan yaşamında hâkimiyet kazanması.)
5)Rahatlama (İnsanların gevşemeye de ihtiyaçları vardır.)
6)Kontrol (“Birilerinin benim için bir şeyler yapmasını istiyorum” ya da ‘sahip olmadığım bir şeyi elde etmek istiyorum’ gibi ifadeler insanlar üzerinde kurulmak istenen kontrol mekanizmasına işaret eder.)
Pratikteki İhtiyaçlar
Mekânsal, zamansal ve kişilerin konumlarına bağlı olarak değişen iletişim tarzları, kişilerin ortam ve ortamın gerektirdiği şekilde davranması zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. İletişimin başarılı olarak yürütülmesi ise bireyin bulunduğu ortamda kabulünü, benimsenmesini, onaylanmasını ve takdir edilmesini sağlayıcı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. İletişim, bireyin günlük yaşamında önemli işlevler yüklenen bir unsur olmanın dışında, basit ve sıradan işlerini yürütmesinde de gereklidir. KİŞİLERARASI İLİŞKİLERİN DOĞASI VE ÖNEMİ
Etkili iletişim kurabilmek, sözlü veya sözsüz, yazı veya sembollerle, beden dili veya konuşma biçimi ile bütüncül bir iletişim tarzına sahip olmayı beraberinde getirir.Birey toplum içerisinde öznel, kişisel, kurumsal, uzmanlaşmış, gönüllülük veya zorunluluk esasına dayanan, kalıcı veya geçici roller üstlenmektedir. Bireyin tüm ilişkilerinde etkili ve başarılı iletişim kurma becerisine sahip olması, kendisini gerçekleştirebilmesi açısından önemlidir. Kişilerarası ilişkiler, bireyin sosyo-psikolojik yapısını doğrudan etkiler. Çevresi tarafından benimsenen ve onaylanan bireyin kendisine güveni artar ve daha girişimci olur. Sürekli reddedilen, hor görülen, davranışları onaylanmayan ya da engellenen birey, içine kapanık olur ve çevresi ile etkileşimden kaçınır.

Kişilerarası İlişkilerin Temel Özellikleri
Kişinin, günlük yaşamındaki hemen hemen tüm anlamlandırmalarında diğer insanlarla olan etkileşimleri önemli rol oynar. İnsanın davranışlarının temelinde çeşitli amaçlar yatar. Yaşamına yön verirken müdahaleci bir tavır takınan birey, aidiyetlik duygusunu da bu müdahaleci yaklaşımı çerçevesinde geliştirir. İnsanların düşünceleri, değer yargıları, tutumları ve olaylar karşısındaki kabul-red eğilimleri genellikle toplumsal etkileşim kalıp ve kurallarının etkisi altındadır. Bireyin kişiliğinin şekillenmesinde doğuştan var olan mizacının ötesinde yetiştiği çevre ve içinde bulunduğu ilişkilerin önemli rolü bulunmaktadır.Kişilerarası ilişkiler, bireyin kendisini tanıması ve karşısındakiler tarafından nasıl tanındığını fark etmesi açısından gereklidir.(DİKKAT!!! Kişilik, bireyin fiziksel ve sosyal çevreyle kişisel etkileşme tarzını tanımlayan atırt edici ve karakteristik düşünce, duygu ve davranış örüntülerini tanımlar). Birey ve bireyin yaşantısı, diğerleri ile etkileşimleri bağlamında kişilerarası ilişkilerin doğasına bakıldığında çeşitli iletişimsel özelliklerin belirginlik kazandığı gözlenmektedir:
Kişilerarası ilişkiler, mekân, zaman ve bireylerin üstlendikleri rollere bağlı olarak farklılaşmaktadır.
Kişilerarası ilişkiler, bir süreci ifade eder; ilişkiler başlar, gelişir ve/veya aynı seviyede kalır, süreklilik kazanır ya da sonlanır.
Kişilerarası ilişkiler amaçlıdır; bireyler, ilişkilerini bu amaçlar doğrultusunda yönlendirme eğilimi gösterir.
Kişilerarası ilişkilerde, çeşitli boyutlarda anlamlandırmalar yapılır.
Kişilerarası ilişkiler, doğası gereği devingendir; kişiler, olaylar ve amaçlar doğrultusunda her an değişime açıktır.
Kişilerarası ilişkiler, tekrarlanamaz, tersine çevrilemez.
· Kişilerarası ilişkiler, karmaşık bir yapıyı temsil eder.
İlişkiler, doğası gereği durumsaldır. Diğer insanlarla olan iletişim, ‘süregelen’ bir özellik taşır. İnsan ilişkilerindeki tekrarlanamazlık özelliğinin temelinde de iletişim yer almaktadır. İletişim, ilişkilere yön verici bir özelliğe sahiptir.Bireyler arasındaki anlam iletimi sürecinde tercih edilen sözlü-sözsüz iletişim tarzları, kullanılan semboller, yaklaşım tarzları vb. bütünüyle ilişkinin doğasını etkilemektedir.İletişim, tekrarlanamaz oluşuna koşut olarak etkide bulunur ve doğurduğu sonuçların geri alınması mümkündeğildir.Bir kişilerarası ilişki süreci bir diğerini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Bunun en temel nedeni de bireyin yaşantılarından
hareketle gelecekteki ilişkilerine yön verme eğilimi taşıyor olmasıdır.
Kişilerarası İlişkilerde Etkili Olan Faktörler
Kişinin duygu ve düşünceleri, ilişkinin doğası üzerinde etkili olabilmektedir.Kişilerarası ilişki sürecinde tarafların birbirlerinden beklentileri ve bu beklentilerin gerçekleşme düzeyi, ilişkiye yön verilmesi noktasında önem taşımaktadır. İlişkiye yüklenen anlam, ilişkinin düzeyini belirleyici etmen olabilmekte; aynı zamanda beklentilerin karşılanmaması durumunda bireyler, ilişkiyi sonlandırma ya da belirli bir seviyede tutma eğilimi gösterebilmektedirler.Teknoloji ile aracılanmış olan iletişimde kişilerarası ilişkilerin doğasının değiştiğini kabul etmek gerekir. Kişilerarası iletişim sürecini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilecek temel faktörler arasında iletişimde bulunan kişilerin kendilerine has özelliklerinin yanı sıra iletişim sürecindeki algının, duyguların, kültürün ve fiziksel çevrenin rolü sıralanabilecektir.
Kişisel Özellikler
Çok açıktır ki, bireylerin ilişkilerinde, cinsiyetleri, yaşları, fiziksel görünümleri, çeşitli davranış biçimleri ve geçmiş deneyimleri belirleyici rol oynar. İlişkilerde, bireylerin cinsiyetleri onlara karşı nasıl davranılacağını belirleyen önemli unsurlardan birisidir. Kişilerarası ilişkilerde, birey, karşısındaki kişinin fiziksel görünümünü referans alarak iletişim tarzı geliştirme eğilimi gösterebilir. Fiziksel yönden çekici olmak, ilişkilerde olumlu etki geliştirebilir.Fiziksel çekicilik, zaman zaman karşı tarafa ilişkin kıskançlık ve çekingenlik duygularını ortaya çıkarır.Nevrotik kişilikler, genellikle olumsuzluklara odaklandıklarından sürekli ilişkiyi sorgulayarak karşısındakini bunaltırlar. Kişilerarası ilişkilerde sözlü iletişimle birlikte sözsüz iletişim de değerlendirme unsuruna dönüşebilir. Bireyin oturuş-kalkış, konuşma, göz kırpma ya da ellerini, kollarını kullanma biçimleri ilişkide yanlış anlamalara yol açabilmekte; kişiyi, karşı taraf açısından itici kılabilmektedir.
Algılama Süreci
Algı, duyu organları aracılığıyla alınan uyarıcıların, tutarlı, anlamlı bir bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesi, analizi, yorumu ve senteziyle ilişkili süreçlerin tamamıdır. İletişim sürecinde önemli yeri olan algı ve algılama, bireyin dış dünyasındaki somut ve/veya soyut tüm nesnelere ilişkin duyumsal enformasyon edinmesini ifade etmektedir.Duyumsal enformasyon edinme denildiğinde, beş duyu organı ve bunlar aracılığıyla ‘duyma, tatma, görme, koklama ve dokunma akla gelmektedir.Görmede, nesnelerin ne olduklarının
belirlenmesine ‘örüntü tanıma süreci’ ya da ‘tanıma’ denir.Tanımlama önemlidir; çünkü nesneyi tanımadan özellikleri bilinemez. Görsel nesnelerin nerede olduklarını belirlemek, ‘uzamsal yerleştirme’ ya da ‘yerleştirme’ olarak ifade edilir. Birey, çevresini gözlemler ve nesnelerin, kişilerin, canlı ve cansız tüm varlıkların konumlarını algılar. Bunun temel nedeni de nesne-figür ile art alanı ayrımını yapabilmek gereksinimidir. Bu bağlamda algı sistemi, üç boyutlu dünyadaki nesnelerin konum, uzaklık ve hareket örüntülerini kapsar. Gestalt psikolojisinde tüm nesne veya formların nasıl düzenlendiğine ilişkin çeşitli ilkeler ortaya konulmuştur:
Şekil ve Zemin: Birden çok farklı bölgeyi içeren bir uyaranda, uyaranın bir parçası şekil, geri kalanı da zemin olarak görülür. Şekil gibi görünen bölgeler, ilgilenilen nesneleri kapsar; zeminden daha belirgin ve önde görülür.
Nesnelerin Gruplanması: Bir zemin bağlamında salt nesne değil nesneler grubunu görmek de mümkündür. Pek çok gruplama belirleyeni bulunmaktadır:
§ Yakınlık: Birbirlerine yakın unsurlar, grup halinde görüneceklerdir.
§ Tamamlama: Aralıklı şekilleri bütünleştirme eğilimidir.
§ Benzerlik: Benzer nesneleri bir arada gruplama eğilimidir.
Bir nesnenin nerede olduğunu bilmek için uzaklık ve derinliğinin bilinmesi gerekir. Algılanan uzaklığı belirlemek için birleştirilen çok sayıda uzaklık ipucu bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:
§ Göreceli büyüklük: Bir imge sıra halinde dizilmiş, büyüklük bakımından farklı nesneler içeriyorsa, bireyler, daha lküçük nesneleri daha uzakta yorunlama eğilimi gösterirler.
§ Üst üste binme: Bir nesne, diğerinin görünmesini engelleyecek şekilde yerleştirilirse, birey, üstü örten nesneyi daha yakın olarak algılar.
§ Göreceli yükseklik: Benzer nesneler arasında daha yüksek görünenler, daha uzak algılanır.
§ Çizgisel perspektif: Birleşiyormuş gibi görünen paralel çizgiler, uzakta kayboluyormuş gibi algılanır.
Birey, yalnızca duran nesnelerin yerlerini değil hareket hâlindeki nesnelerin yörüngelerini de bilmek ihtiyacı duyar. Birey, hareket hâlindeki bir nesneyi, bu nesnenin imgesi göz retinasından geçtiği zaman algılar.Hareket algısı, doğrudan olayların algılanışına bağlanır. Algılama, çeşitli duyuları gerektirdiği için fizyolojik olmasının yanı sıra sosyal ve psikolojik bir süreçtir ve dış müdahalelere açıktır. Bireyin yaşamında, bütün davranışlarında, dış dünyanın zihninde oluşturduğu ‘temsili imgeler’ etkilidir. Bu bağlamda algıyı üç başlık altında sınıflandırmak mümkündür:
§ Simgesel Algı: İletişim sürecinde, birçok simge bir arada değerlendirilerek sonuca ulaşılabilir. Jestler, mimikler, ses tonu, tercih edilen kavramlar, giyinme tarzı, rozet, aksesuar vb. birer simgesel algı modeli oluşturmaktadır.
§ Duygusal Algı: Birey, olay, nesne veya ilişkiyi algıladığında, sadece zihnindeki izlenimi, simge veya sembollerle özdeşleştirmez; aynı zamanda, ‘iyi-kötü’, ‘hoşlanma-hoşlanmama’ gibi duygularla değerlendirme yapar.
§ Seçimleyici Algı: Bireyin algı dünyasında, eğitim süreci, kültürü, inançları, değerleri gibi birçok faktör etkili olmaktadır. Bireysel ilişkiler tüm bu faktörler çerçevesinde şekillenmektedir. Bu nedenle, her birey nesne, olay veya ilişkileri, birbirinden farklı olarak, kendisini oluşturan değerler, beklentiler ve kültürel örüntüler çerçevesinde algılamaktadır.
Bireyin kişilerarası ilişkilerinde, kendisini ve çevresindekileri nasıl algıladığı önemlidir.Referans çerçeveleri, bireyin geçmiş deneyimleri ile kazandığı fikir, inanç sistemi, değer yargısı ve tutumlarının bileşenidir. Kişilerarası ilişkilerde, algılama sürecini,bireyin duygu durumları etkileyebilmektedir.Algısal hataların bir diğer nedeni de ‘hale etkisi’dir. Hale etkisi, bireyin diğer birey veya olayları, tek bir olumlu özelliğinden dolayı tamamen ‘olumlu’ ya da tek bir olumsuz özelliğinden dolayı tamamen ‘olumsuz’ değerlendirmesi eğilimidir. Duygular ve Yansımaları
Bireyin duygusal durumu, kişilerarası ilişkilerinde etkin rol oynamaktadır. Örneğin, kendisini mutlu hisseden birisinin çevresindekilere olumlu yaklaşması olasılığı oldukça yüksektir. Birey, yaşantıları çerçevesinde sayısız duygulanım içerisine girebilmektedir. Bununla beraber, duygular:
Olumlu duyuş (mutlu, heyecanlı, memnuniyet uyandırıcı vb.)
Olumsuz duyuş (sinirli, gergin, mutsuz vb.) olmak üzere iki boyutta ele alınabilir.Duyguların dışa vurumu, bireyler arasındaki ilişkilerin doğasını belirlemektedir.
Kültür ve İletişim
Sosyolojik bir olgu olarak kültür, kişilerarası ilişkilerin yürütülmesinde önemli rol oynar. Sözlü ve sözsüz iletişim, kültürel farklılıklara göre biçimlenmektedir.Kişilerarası ilişkiler, egemen kültürün biçimlendirdiği iletişim süreçleri ile anlam kazanmaktadır. Kültürün bireyci olup olmaması, bireylerin ilişkiden ‘ne’ bekleyeceklerini belirler.Bireyci kültürde rekabet ön plandadır.
Fiziksel Çevrenin Kişilerarası İlişkiler Üzerindeki Rolü
İletişim belli bir zamanda belli bir yerde/mekânda gerçekleşir. Fiziksel çevre, bireyin ilişkide bulunduğu ortamı ifade eder.Bireyler arasındaki iletişimde mekân, rollere ve yapılan işe göre tasarlanmıştır. Bu mekân aynı zamanda iletişim biçimini de belirlemektedir. Mekânın oluşturuluş amacı, bireylerin rollerini gerçekleştirirlerken ilişki düzeylerini belirler. Kişilerarası ilişkilerde fiziksel çevre, iletişimin bütünleşik bir parçasıdır. Fiziksel çevre, kullanım amacına göre bireylerin iletişim tarzlarını belirlemektedir. Evde çok daha rahat ve serbest bir iletişim sürecine dâhil olan birey, aile büyüklerinin yanında davranışlarını kısıtlama yoluna gidecektir.Mekânlar asıl tasarlanış biçimlerine göre bireylerin iletişim tarzları üzerinde etkili olacaktır.